Kaydet
a- | +A

5 Nisan 2001 yılında Başbakanlık önünde yaşanan bir protesto olayı unutulmuş olmalı ki handiyse kimse tarafından hatırlanmıyor…

Bülent Ecevit, Başbakandı:

Bugün olduğu gibi o gün de pahalılık, hayatı azab hâline getirmişti. En ağırından iktisâdi buhran yaşanıyordu. Faturalar, kiralar, borçlar ödenemiyor; vatandaş, bunalıma sürükleniyordu. Onlardan biri de Ankara’da çiçekçilik yapan bir esnaftı. Ahmet Çakmak adlı bu vatandaş, 5 Nisan 2001 günü elindeki yazarkasa ile Başbakanlık binasının önüne geldi. Başbakan Bülent Ecevit, dışarı çıkıp makam aracına yürürken kızgın vatandaş, kucağındaki yazarkasayı Başbakanın önüne fırlatırken "Sayın Başbakanım al, ben bir esnafım!” diyerek öfkeyle bağırmıştı...

Gündem, allak-bullak oldu.

Haber ajansları, Ankara’dan dünyaya acil kaydıyla bir haber daha geçiyorlardı. Bu, bunalımın evveliyatı vardı. Onun için yankısı büyük olmuştu:

19 Şubat 2001 tarihli MGK toplantısında Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında münakaşa çıkmış, CB Ahmet Necdet Sezer, BB Bülent Ecevit’in kafasına anayasa kitapçığını fırlatmıştı. Zaten, bankaların içi boşalmış, ithalat patlamıştı. DSP-ANAP-MHP koalisyonu yalpalıyor, piyasalar aradığı güveni bulamıyordu. Bu kötü hayat şartlarına bir de "Cumhurbaşkanıyla Başbakanı kavgalı ülke” görüntüsü eklenince IMF güdümlü ekonomi alevlenmiş, fahiş fiyatlar el yakar olmuştu. Bu kavga, diğer sıkıntılara eklenince TL bir günde yüzde 40 değer kaybetti, dolar ve gecelik faizler çılgın bir yükseliş yaşadı, binlerce iş yeri ve şirket kapandı, Kemal Derviş, IMF komiserliğini hatırlatan bir vaziyetle ekonomiden mesul Devlet Bakanı olarak kabineye dâhil oldu. Ancak, alınan tedbirler, yangını dindiremedi. Canı yanan, beş paraya muhtaç duruma düşmüş geniş halk kitleleri, burnundan soluyordu:

Bu sebeple 3 Kasım 2002’de yapılan seçimde mevcut Hükûmet Ortaklığı, sandığa gömüldü. Daha 14 Ağustos 2001’de kurulmuş olan AK Parti, yüzde 34,42 rey ve 363 milletvekiliyle seçimleri kazanarak tek başına iktidara geldi.

2001 ekonomik krizinin izini takip edersek 27 Mayıs 1960’a çıkarız. 14 Mayıs 1950’de DP ile başlayan istikrarlı Hükûmet dönemi, 10 yıl sonra kanlı bir darbeyle son buldu. 27 Mayıs 1960’tan 6 Kasım 1983’teki ANAP’ına kadar hep kısa süreli Hükûmetler dönemi yaşandı. 1990-2003 arası yine aynı seyirde oldu…

1950-1960 arası kalkınma hızı yüzde 6’yı yakalamış bir istikrar dönemidir. 1960-1970 arası 27 Mayıs cinayetinin tahakkümü altındadır. 1970-1980 anarşi, terör, eylem ve katliam dolu 3-5 aylık hükûmetler zamanıdır. İstikrarın İ’si yoktur. 12 Eylül Cuntası, 1983’e kadar kimseyi kıpırdatmadı. Turgut Özal, 6 Kasım 1983’te "4 Eğilim”i birleştirerek seçimi kazanıp Başbakan oldu. Ama; emperyalist dünyanın Türkiye üzerine haçlı kaynaklı hain emelleri vardı. Vekâlet savaşlarıyla ekonomide olduğu gibi silahlı mücadelede de devletimize ve milletimize büyük zararlar vermeyi vazgeçilmez bir gaye olarak görüyorlardı. Böylece 1974’ten itibaren güdümlerine aldıkları Kürtçüler, ilk isyanı küçük çaplı olarak 27 Kasım 1978’de çıkarttıysa da daha kanlı eylemine 6 yıl sonra girişti. Artık PKK adını almışlardı. Marksist-Leninist Kürdistan İşçi Partisinin silahlı unsuruydu. 15 Ağustos 1984 gecesi saat 21.30’da eş zamanlı olarak Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerine saldırarak sivil vatandaş ve Mehmetçik katliamı yaptı…

Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge fikrinin diplomatik yolla devreye girmesiyle örgüt elebaşının talimatı sonucu 12 Mayıs 2025’te toplanan büyük kongresinin aldığı kararla 46 yıl sonra kendini feshetti.

Terörsüz Türkiye çerçeve kanun teklifi, 7 Ağustos 2026 günü TBMM Adalet Komisyonunda, 10 Ağustos 2026 günü ise TBMM’de kabul edilerek kanunlaştı. Kanunun, af kanunu olmadığı, şahsa müteallik karar ihtiva etmediği malumdur. AK Parti, MHP ve DEM, kanuna tam kadro evet demiştir. İYİ Parti, hayır demektedir. Diğerleri alaca kararlar içindeler. "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi”ne dair çerçeve kanun hakkında yapılan konuşmalar içinde DEM Parti Grup Başkan Vekili Muş MV Gülistan Kılıç Koçyiğit’in söylediği "bu sürecin kaybedeni olmayacak” sözleri, aklıselim eseri oldu.

Şuna dikkat çekmek istiyoruz:

Bugün de hayat çok pahalı, fiyatlar el yakıyor. İki misal vermek gerekirse Boğaziçi Elektriğin faturaları, İDO’nun Yenikapı-Yalova ve dönüşü biletleri vahim derecede pahalı. Her etiket, her fiyat dehşet verici. Buna rağmen vatandaş, sükûnet içinde hayatına devam ediyor. Çünkü, millet deprem bölgesi evlerinin mükemmelliğini, şehir hastanelerini, savunma sanayiini ve Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge gayretlerini görüyor. Vatandaş, Hükûmetin elinde olsa fiyatları düşürmek istediğine inanıyor. Memleket olarak 25 yıldır istikrar ve kalkınma içindeyiz. Pahalılık can yakıyor olsa bile insafı elden bırakmayan millet, iktidara ve Cumhur İttifakı’na güvenmektedir. Etrafımızdaki savaş ateşine ve içerideki fiyat yangınına rağmen Devletimiz bugün Terörsüz Türkiye ve Pakistan ve Arabistan’la birlikte Mekke İttifakını kurabilmiştir. Terörsüz Türkiye ve Mekke İttifakı, siyaset ötesi Devlet kararlılığıdır ve bekamızı teminat alma hamleleridir.

Geldiğimiz ve vardığımız yerlerin farkında olmalıyız.

Her 10 yılda bir darbe ve her 5 yılda bir ekonomik kriz yaşanan zamanlardan, günde 25 kişinin öldüğü anarşi ve terör kargaşasından, Başbakanın kafasına anayasa kitapçığı, önüne yazar-kasa fırlatıldığı kargaşa günlerinden bu itibarlı günlere gelmiş olduk. AK Parti, MHP ve DEM’in aynı gaye uğruna, aynı metne imza koymaları, bin yıl boyunca yaşadığımız aynı ümmet kaynaklı kardeşliğimizin diriliş muştusudur.

Türkiye-Suriye-Irak, umulur ki bundan böyle Tek Ümmet, 3 Devlet olma yoluna girmiş olacaklardır.

Bütün bunlar, farkında olunsun olunmasın I. Dünya Harbiyle Osmanlı İmparatorluğunun muhasebesinin yapılmasıdır.

Rahim Er'in önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.