Bu kadar güzel davranış karşılığını güzel iltifatlarla bulmuş, daha ilk haftada Züleyha; “canım kaynanam ölmemeli” demeye başlamıştı bile!..
Aktar amca:
- Bak kızım; bu hazırladığım karışım şimdiye kadar yaptıklarımdan daha tesirlidir. Aman dikkatli olmalısın!
- Olurum! Sen onu bana bırak!
- İyi! Kimsenin ulaşamadığı, göremediği bir yerde sakla. Hakiki balla iyice karıştır, her gün kahvaltı yaparken önüne koy. O mecbur tadacak. Tadını aldıktan sonra da her zaman isteyecek. Sen de seve seve ver. Yalnız bu işi yaparken asla yüzünü ekşitme. En güzel kelimeleri seçerek iltifatlarda bulun ki; kimsecikler ve bilhassa kayınvaliden, oğlu ve çocukların senden şüphelenmesin! Kırk gün bu işe devam et! Zaten karışım da o zaman biter. Göreceksin; istediğin neticeye ulaşırsın biiznillah. Tekrar ediyorum; kayınvalidenle, oğluyla aranı çok iyi tut, en sevdikleri yemekleri yap, daima tebessüm et, nazik ve kibar davran, etrafına gülücükler dağıt… Ne yapacağını anladın mı?
- Anladım amca; çok iyi davranacağım, yüzümden tebessümler eksik olmayacak, en iyi yemekleri yapıp bir dediğini iki etmeyeceğim, hiç tenkit, hiç itiraz yok!
- Tamam! Çok iyi anlamışsın kızım!
- Al bunları amca… Ne kadar tuttuysa al! İstersen tamamını al! deyip bir deste para uzattı tecrübeli aktara. O, içinden çok az miktarını aldı. “Hadi hayırlısı” deyip Züleyha’yı evine uğurladı.
Yüzünde kaş olayım,
Gözünde yaş olayım,
Nereye gidiyorsan,
Ana yoldaş olayım.
***
Kaynanasından nefret eden Züleyha; her sabah kahvaltısını daha bir itinayla hazırladı; çeşitli börekler, çörekler, reçeller, karışımlı bal ve tereyağı... daha neler neler…
Her gün kurulu saat gibi güle söyleye nefis kahvaltılarını yapıp günlük işlere koyuldular. O günden itibaren ailenin içinde huzur ve saadet rüzgârı esmeye başladı. “Muhterem kayınvalidem, canım anacığım” derken ağzından bir daha düşüyordu Züleyha’nın. Gülen gözlerle ve muhabbetle bakışı, kayınvalideyi eritmiş olmalıydı ki; o da ona karşı şefkat ve muhabbetle dolmuştu artık.
Bu kadar güzel davranış karşılığını güzel iltifatlarla bulmuş, daha ilk haftada Züleyha; “canım anacığım, kaynanam ölmemeli” demeye başlamıştı bile. Vakit ilerlerken de ölüm korkusu sarmıştı iyice “ya ölürse” diye düşünüp kahroluyordu. Böyle bu güzel insanı kaybetmemek için, ikinci haftasında; doğru aktarın kapısına dayandı Züleyha.
- Aktar amca! Aktar amca! Anneciğimi kurtar!
- Ne oldu a kızım? Anacığına ne oldu?
- Anacığıma bir şey olmasın ne olur!
- Yavaş ol hele!
- Böyle bir güzel insanı kaybetmek istemiyorum. Bu ilacın panzehrini yap, ne et, eyle, ölmesin canım anacığım!
- Hele şöyle bir sakinleş kızım! Bu ilaç nice ailelerin saadetine vesile oldu. O karışımın içinde hakiki bal, çok az karabiber, biraz tarçın, az kimyon, az karaturp tohumu, biraz zencefil, biraz nane, az Hindistan cevizi, az kuşburnu kurusu, az kabak çekirdeği, az da fındık, ceviz, badem vardı. Bunların hepsi de kayınvalidenizin daha kuvvetlenmesine, gizli hastalıkları vardıysa onların da tedavisine vesile oldu. DEVAMI YARIN

