Türkiye Gazetesi E-Gazete
Arama
Kaydet
a- | +A

“Kanat vardır doğanı padişaha götürür; kanat vardır kuzgunu leşe…” derler...

Gömleğini söküyor,

Söküp söküp dikiyor,

Nasip olunca meğer,

Boyunları büküyor.

Gülen gözlü güzel adam şimdi tam karşımda… Kaşlarının altından belli belirsiz bakışlarını önce gözlerime; sonra göz ucundan süzercesine ellerimdeki fotokopilere kaydırdı… Bir destanın en güzel ve ilk hâli olan yüz sayfadan ibaret elimdeki "tarihî SENARYOYA talibim” diyordu bakışlarıyla… Yüzüme bir tebessüm hâkim… Onunla bu projede çalışmak için ilk adımımı atacak olmanın heyecanıyla senaryodan; yüzüne bezediği gülümsemeye doğru ilerliyorum şefkat dolu, görünmez adımlarımla… Kalbim kabaracak gibi… Elimdekileri uzatmadan, yüzündeki gülücükleri almak istediğimi hissettirmek istiyorum bütün samimiyetimle…

“Kanat vardır doğanı padişaha götürür; kanat vardır kuzgunu leşe…” diyerek bugünkü yaşadıklarımı mütâlâa ediyorum...

Sözleşmeyi imzalamamızı müteakiben koluna girip arabasına kadar uğurlamak istiyorum. Aynı nezaketle “olmaz, dünyada olmaz! İşlerin, misafirlerin çok! Ben geldiğim gibi giderim” deyip muhabbetle kucaklaşıyoruz.

Üzerindeki bembeyaz gömleğin sarkan uçları rüzgârda savruluyormuş gibi ardı sıra eşlik ediyor. TGRT koridorundaki levhalara takılıyor, geri dönüp beni hâlâ kapıda duruyor görünce; “bizim filmden sahne resimlerini de çerçeveletip koyarsınız” dediğini sandığım el kol işaretleriyle köşeyi dönerken bir öncekinin tavırlarına, bir de bu mütevâzı insanınkine daldım tekrardan...

Dışarıda esen rüzgâr, çıplak dallara yapışan yeni tomurcuklarla amansız bir harbe tutuşmuş gibi…

Ayağında tane tane yapışmış kum taneciklerinin suyla kucaklaşmasının verdiği serinlikle adımlarındaki endam; ürkek bir ceylanın narinliğini hatırlatıyor… İçeri girerken söylediği söz hâlâ kulaklarımda yankılanıyor:

“Bulutlar ağlamasaydı yeşillikler nasıl gülecekti ki?”

Sevgi tarif edilmez, gelmez kaleme dile,

Gül, demişler bülbüle, ağlamış feryat ile,

Herkesin derdi farklı, çile içinde çile,

Ömür pek çabuk geçer, şaşırır genç, ihtiyar.

Kim hazırsa ona, işte odur bahtiyar.

Ne kar, kış ol, ne dolu, ne de kasırga yeli!

Ne el incinsin senden, ne de sen incit eli!

Ahretini mamur et, varsın desinler deli!

Ecel habersiz gelir, ayırmaz genç ihtiyar.

Kim hazırsa ahrete, işte odur bahtiyar.

HOCA ömür dalından, dökülenler yapraktır,

Çok sene yaşasan da, sonun kara topraktır.

Şehidlerin sembolü, ay yıldızlı bayraktır.

Melek habersiz gelir, ne genç der, ne ihtiyar.

Kim hazırsa ölüme, işte odur bahtiyar.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR