Beyazıd Paşa’nın evdeki telâşı, gelen müjdeli haberdendi. Bunun ne olduğunu, Gülşah da, anası Hüsnâ Hanım da bilmiyordu.
Hüsnâ ana, konuşacak cümleleri itinayla seçer, canım, cicim, güzelim, tatlım gibi hoş bir kelimeyle de süsler, ses tonunu ayarlar, duygularını, düşüncelerini, anlatacaklarını sonra açıklardı. Numune bir aileydi. Herkes haddini, hakkını çok iyi bilir, uyum içinde yaşar giderlerdi.
Hilim; gazap, şiddet ve sertlik mukabilidir,
Yumuşak huyluluk, ruhun sakinlik hâlidir.
Beyazıd Paşa’nın evdeki telâşı, gelen müjdeli haberdendi. Bunun ne olduğunu, Gülşah da, anası Hüsnâ Hanım da bilmiyordu. Bir zaman da bilemeyeceklerdi. Öyle icap ediyordu.
Beyazıd Paşa, Emîr Sultan, Molla Fenâri, Gazi Evrenos Paşa, Süleyman Çelebi, Arap Molla, Sultan’ın gelmesini beklerken oradan, buradan konuşuyorlardı. Söz dönüp dolaşıp Doğan Bey’in ne durumda olduğuna geldi. Kaç aydır devlet ileri gelenleri, halk, kim olursa olsun iki, üç kişi herhangi bir sebepten bir araya gelse, konuşulan mevzulardan biri mutlaka Doğan Bey’in, Kâbus üzerine yaptığı seferinden oluyordu.
Yine her zamanki gibi Emîr Sultan hazretleri, Türk toplumunun üstün meziyetlerinden, harplerde karşılaşılan pek mühim vakalardan bahsetti. Bunlar bitmez, tükenmez hadiseler zinciriydi.
Olanca güçleriyle vurulduğu hâlde kesmeyen kılıçlar, askerin, leşkerin görünmez hücumları, okları havada yakalayan yiğitler, ölmekten korkmayan delikanlılar… Daha neler neler! Bu ruh hâli, gayret, imân ve birbirlerine olan muhabbet, sadakat oldukça devleti kimseler yıkamayacak, Osmanlı sancağı inmeyecek, bu kutlu dava sönmeyecekti. Herkes biliyordu ki, Kostantiniyye de mutlaka bu neferlerle fethedilecekti. Anlattıkça dinleyiciler de duygulanıyor, coşuyordu.
Yıldırım Han’ın teşrifiyle herkes sustu. Selâm verilip alındıktan, kısa bir hasbihâlden sonra Padişah, Gazi Evrenos Paşa’ya döndü.
- Buyur paşam. Seni dinliyoruz.
- Emriniz olur Sultan’ım.
- !!!
- Sultan’ım imdi, haber ulaşmıştır ki… Cümle fitne fesadın elebaşı dertop edilmiş getirilmektedir.
Beyazıd Paşa, bu beklenen güzel haberi vazifesi gereği önce Gâzi Evrenos Paşa’ya bildirmiş, sonra da saraya ulaştırmışlardı. Oradakiler de ilk defa duyuyordu. Hepsi de önce ne yapacaklarını şaşırdı. Sanki küçük dillerini yutmuşlardı. Bu müjde karşısında sustu, birbirlerine bakmakla yetindiler. Son derece mutluydular. Süleyman Çelebi’nin ise keyfine diyecek yoktu. Sevincinden uçacak gibiydi. Ayakları yerden kesildi sanki. Kendini toplamaya, heyecanını belli etmemeye çalıştı. İçinden duâlar okurken Yıldırım Han’ın;
- Elhamdülillah Yüce Rabbime şükürler olsun!
Hamd ve şükretmesiyle kendine geldi.
- En mühimi akıncılarımızın fire vermemesi. Bütün yiğitler el ele, omuz omuza vermiş, Kâbus’un bütün planlarını bozmuşlar. Kansız büyük zafer Sultan’ım.
Sonra Doğan Bey’in büyük fedakârlığını anlatmağa başladı.
DEVAMI YARIN

