Kâbus bile tek başına odasına çıkmak zorunda kalmış, etrafında ne Maria’yı, ne de sadık şövalyelerini görebilmişti.
Manzarayı seyretmeye dayanamayan kadın, çocuk ve birçok insan, bozguna uğramış ordu gibi çoktan kaçışmış. Adım atılacak yer bulunmayan mekân, domuz sürüsü geçmiş tarla perişanlığına ve sessizliğine bürünmüştü. Vakit kaybedilmeden ikincisi de atıldı. Hayvanın inlemesi, böğürmesi şato duvarlarına çarparak yankılanıyor, dehşet uyandırıyordu. Bu da birincisi gibi kazıklara inmeden havada çengellere takılıp kaldı.
Kan kokusunu duyan yüzlerce kartal, akbaba leşlerin üzerine üşüştü. Seyirci namına ortalıkta kimsecikler yoktu. Kaçan, kaçana dağılmış, tarumar olmuşlardı. Kâbus bile tek başına odasına çıkmak zorunda kalmış, etrafında ne Maria’yı, ne de sadık şövalyelerini görebilmişti.
Bir köşede zindancıbaşı, Boris’e;
- Azizim! Felaketti felaket! Çengellere takılmış Osmanlı, yırtıcı bir kaplan gibi kükrüyor, domuz gibi böğürüyor, çirkin ayakları titriyordu. Kuduz köpekler gibi ağzından dili sarkmıştı.
- Vay be! Çok şaştım!
- Hâlâ kusacak gibiyim!
Herkes, başka bir şekilde, anlayışına ve korkusuna göre iki Osmanlının çengellerde can verdiğini anlatıyor, dehşetten ürküyor, daha şiddetli korkuya kapılıyorlardı.
Bu hadise haftalarca hep birinci mevzu olarak insanların dilinden düşmeyecekti.
Korku, çok fazlasını büyüterek vermektir,
Hakkını vermemek de, zulmü reva görmektir.
Doğan Bey ve arkadaşları, bir hamlede şatoyu terk edip, buluşma noktasına geldiler. Erkara ve arkadaşları da kendilerine itimat eden Hurufi ve diğer arkadaşlarını derdest edip yakalamış, getirmişlerdi. Doğan Bey, Erkara’nın sadakati karşısında çok memnun kalmış, Allahü teâlâya şükretmişti. Her an bir aksilik yapacağı ihtimalini düşünerek ilave tedbirler de almıştı mutlaka. Neyse ki ona hacet kalmadı. İlk iş olarak Çekirge Ali’yi Bursa’ya uğurladılar.
- Var, git! Durumu abartmadan izah et. Her şeyi ilk ağızdan öğrensinler. Meraktan kurtar büyüklerimizi.
- Emriniz olur beyim!
Demiş atına atlayıp fırtına gibi esmesi bir olmuştu. Göz açıp kapayıncaya kadar çoktan ufukları aşmıştı bile.
- Çekirge müjdeyi götürdü. Sıra bizde hadi bakalım. Toparlanın!
Derken Doğan Bey, Maria’nın başı önde süklüm püklüm geliverdiğini gördü. “Ne de olsa babasının bütün planlarını altüst etmenin korku ve mahcubiyeti var. Bir ömür huzur ve saadetle yaşadığı bu esrarlı yeri, bir daha görememe endişesi de yabana atılacak gibi değil” dedi içinden. Bu delikanlı kızcağıza karşı mahzunlaştı gayr-i ihtiyari.
Bu fedakâr Prensesi meyus gören beyler de pek acıdı. Sessizce beklediler oldukları yerde...
Doğan Bey, söze nereden başlayacağını, ne demesi gerektiğini bir türlü bilemiyordu. İşte ne zamandır bu neticeyi bekleyen mesut beyler, vazifelerini muvaffakiyetle tamamlamanın huzuru içindeler. Yaraları kapanmış, kalplerdeki tahribat bitmişti. Sevinç ve keder. İki zıt şey bir arada. Acaba ne yapsaydı?
Maria bir sülün gibi süzülüp Doğan Bey’in yanına kadar geldi.
DEVAMI YARIN

