Türk komşu, Yahudi arkadaşına demiş ki: "Sana bir şey soracağım komşu ama mutlaka doğru cevap ver! Yoksa sormayacağım!"
Arkadaşım şöyle anlatmıştı:
“Bir arkadaşımdan dinlemiştim. Eski İstanbul’un; iç içe bahçeli ahşap evlerinde yaşayan bir Türk ve bir Yahudi aile yakın komşuymuşlar. Çok da samimiymişler. İyi komşuluktan öte birbirlerinin her dertlerine koşar, ihtiyaç zamanı birbirlerine yardım ederlermiş. Hanımlar ve çocuklar birlikte iş yapar, birlikte alışverişe giderlermiş. Çocukları da birlikte oynarken bazen itişip kakışırsalar da ailelerin dostluğuyla çabuk el sıkışır barışırlarmış.
Seneler böyle geçip gitmiş. Kırk yıllık komşu Yahudi aile, başka bir semtte daha iyi bir ev almış.
Döndüm yaban ellerden,
Fayda gelmez ellerden,
Dua almak gerekir,
Öpülecek ellerden!
Türk aileye veda etmek için akşam oturmasına gelmişler. Kadınlar, çocuklar kendi aralarında birbirleri ile sohbete dalıp birçok hatırlar yeniden yâd edilmiş. Türk evin babası, Yahudi arkadaşına:
"Sana bir şey soracağım komşu ama mutlaka doğru cevap ver! Yoksa sormayacağım!" demiş ve doğru söylemesi için de yemin ettirmiş. Yahudi arkadaşı da;
"Tamam, söz! Doğru söyleyeceğim, sor bakalım meraklandım!" demiş.
Türk komşu: "Ben bir şey duydum. Yahudiler; ne kadar dost, ne kadar samimi olurlarsa olsunlar, kendilerinden olmayanlara, inançları gereği bir zarar vermek mecburiyetinde imişler. Sizinle evlerimiz bir gibi uzun müddet komşuluk yaptık. Çoluk çocuklarımız yerine göre; çat kapı birbirimizin evine girip çıktı. Hiç kırmadık, kırılmadık, incitmedik, incinmedik de... Çok yakın sırlarımıza vâkıf oldunuz. Bu dostluk uzun seneler devam etti ve şimdi gidiyorsunuz. Bak söz verdin, tam ve doğru cevap ver sualime! Yahudilerin bu malum âdetini yerine getirmek için mutlaka bize de; sevdiğin için, çok can yakmayacak bir zarar vermişsindir. Söyle; bize ne zarar verdiniz ki hiç hissetmedik? Çünkü hiçbir yanlışını ve zararını göremedim veya öyle sinsi yaptın ki anlayamadım!.."
Yahudi arkadaşı: "Bilirsin biz sizi gerçek kardeş gibi dost kabul etttik. Çok da iyiliklerinizi gördük. Bu yüzden size fazla zarar vermeyecek bir çare düşündük hep. Falan kişinin evi tahtakurusu dolu idi. Onlara misafirliğe gidip her odanıza iki adet, toplam sekiz tahtakurusu yakaladık. Sekiz rakamın bizde ezoterik manası vardır. Sekiz üst üste ya da yan yana dizilmiş iki dörtgen ile temsil edilir. Dörtgenlerden birincisi maddeyi, diğeri ise onun biçimini temsil eder. Belli etmeden dört kibrit kutusuna yerleştirdik. Sonra da size geldiğimizde onları odalarınıza bıraktık! Böylece hem inancımızın gereğini yerine getirmiş, hem de en sevdiklerimize en az zarar vermiş olduk!" demiş.
Evlerinde huzur içinde yaşarken birden tahtakurularının ortaya çıkması ile hayatları cehenneme dönen Türk ailenin ağzı bir karış açık kalmış! Artık ayrılık zamanı olduğu için kırgınlık olmasın diye sessiz kalmışlar kalmasına da, hem Yahudilerin dinlerine bağlılıklarına, hem de akla, hayale gelmeyecek bu zarar verme işine bir türlü akıl erdirememişler!
DEVAMI YARIN

