Çocukluğumuz masallarında "al karıları" vardı. Bu kötü kadınlar, lohusa hanımların yalnız ânlarını kollayarak üstlerine çullanıp onları boğarlardı. Masallar, al karıları, "kapos"lar ve daha nice korku unsuru ile doluydu... Onlar, zevkine doyulmaz tatlarla anlatılırken annelerine sokulmuş ufacık çocuklar, masalı kocaman gözler ve kocaman hayallerle dinlerlerdi. Bir dönemin değil, kaç dönemin çocuk hatıraları bu korkularla doludur. Korku filmlerine taş çıkartan bu korku unsurlu masalların yerini yetişme çağlarımızda başka bir korku unsuru aldı. Daha doğrusu ona korku unsuru değil, dehşet unsuru demek lazım. Ortaokul sıralarında dikkatimizi çeker oldu... Lisede yavaş yavaş anlamaya çalıştık. Fakülteye başlayıp da kitaplarımızı aldığımızda en evvel onu merak ettik. Anayasa''nın 141-142, 163. maddelerini açtık. Meğer, meşhur 141-142 ve 163. Maddeler Anayasanın değil Türk Ceza Kanunununmuş.. Böylece ilk dersi kendi kendimize almıştık... Daha sonraysa Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer Hoca''nın derslerinde dört yıl boyunca bunları tartışacaktık. 1940''ların tek parti diktatoryasında TCK''ya eklenen bu maddelerden 141-142''yle komünist, 163''le de dini devlet kurmanın önü kesilmek isteniyordu. Bir dönemin icra adamları endişeye kapılarak böyle bir tedbir düşünmüşlerdi. Kendine güvensizliğin eseri olan bu üç "kapos" madde ile cemiyet üzerine dehşet salınıyordu. Elle tutulurcasına terör vardı. Bu maddeler yüzünden soldan-sağdan bu ülkenin aydınları bozuk paralar gibi harcandı. İnsafsızca dönen çark, yarım asır süresince bu ülkenin insanlarını kıyım kıyım kıydı. En sıradan yazılar, en lalettayin konuşmalar üzerine gece yarıları aydınların kapıları çalınarak karakollara çağrılıyordu. Gidiş o gidiş o gidiş. Dayaklar, zorla imzalatılan zabıtlar, mahkûmiyetler, sönen hayatlar, yıkılan ocaklar. Katı ideolojik planlama hem sol ve sağ diye kutuplara ayrılan tarafları birbiri ile vuruşturuyor, hem de bizzat kendisi onların canını yakıyordu. O yarım asır boyunca bütün resmi zevat aynı kalıptan çıkmışcasına aynı nutku çektiler. "Aşırı sola da karşıyız, aşırı sağa da!.." Bu milleti 141, 142 ve 163''den kurtarma şerefi Turgut Özal''a nasip oldu. Hiçbir yaptığı olmasa şu baskıyı kaldırması bile bugün hayır-dua ile yâd edilmesi için kâfidir. TCK''nın o alkarısı, o kapos maddelerinin kaldırılması bayram sevinci uyandırmıştı. Bununla beraber arkada yine de bir avuç gayrı memnun kalmış.. Kendilerini laik ve çağdaş olarak gösteren bu kimseler, her propaganda imkânını kullanarak 163''ün tekrar konmasını telkin ediyorlar. Şimdi bu telkinler ince taktiklerle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''e yapılıyor... Sezer''in demokratlığı onlara fazla geliyor. Kendisine karşı alttan alta bir cephe oluşturma çabasındalar. Böylesi telkinlerle göz dağı veriyorlar. Sanki O söylemiş gibi haberler yapılmakta.
Cumhurbaşkanı sayın Sezer''in TCK''nın 312. maddesinin mahzurlarını telafi etmeye çalışırken başımıza yeni gaileler açılmasına fırsat vermeyecektir.. Bunun ne anlama geleceğini en iyi bilenlerden biri de Sezer''dir. Akıl kârı mıdır, tarihin çöplüğüne atılmış bir madde tekrar mevzuata sokulsun? Hukukçu, sivil mantıklı ve demokrat Cumhurbaşkanının 163 veya benzeri bir korku maddesini arzulayacağına ihtimal vermekte zorlanıyoruz. Kulisler gerçek gibi takdim edilmekte.. Sezer, kendisi adına haber imal edilmesinin önüne geçmelidir. Cumhurbaşkanımız toplumla gönül köprüleri kurarsa O da çok sevilir.
Geriye dönmemeliyiz. 163 bir hayalet gibi milletin üzerine yeni korkular salmamalı. Korku değil sevgi, dehşet değil muhabbet. Artık böylesi komplekslerden kurtularak bir ân evvel insanlık camiamızdaki yerimizi almalıyız. Bugün 312''ye "hayır!" diyen AB yarın 163''e "evet" mi diyecek?
Kendileri de bilir ki mevzuatta noksanlık değil fazlalık var. Her istenmedik hale karşı kanuni düzenleme yapılmış. Onun için zaman öldürmemeli tedirginlik uyandırmamalı.
Cumhurbaşkanı yeni bir ümittir.
Ümitler bitmemeli...

