Birini seversiniz veya sevmezsiniz. Bu sizin bileceğiniz iştir. Zorla kimseyi kimseye sevdiremezsiniz. Yüce Allah''ı şanlı Peygamber''i bile sevmeyen sevmiyor. Evet; sevmek sevmemek kişinin kendi tercihi. Sövmekse öyle değil. Kendini bilen biri, sevmediğine dahi sövmez. Hele bunu toplum önüne çıkarak yapması hiç mümkün değildir. Yaparsa kendini küçültmüş, elindeki imkânı kötüye kullanmış ve hitap ettiği kitleye de hakaret etmiş olur. Pazar günü öğlen saatleri idi. Bir tesadüf eseri olarak TV-8 ekranında Cemal Kutay''la karşılaştık. Canlı yayında konuşuyordu. Dekorsuz bir oda, odada bir masa, masada tanıttığı kitabı, kitabın yanında kocaman bir mercek... Dura dura, ağzı köpüre köpüre anlatıyordu. "Neden bahsediyor?" diye bir müddet dinledik. Daldan dala geçmekteydi. Bir ara ısrarla "Türkçe tapınma" konusuna daldı. Bunu gerçekleştireceklerin elinden ayağından öpmeye hazır olduğu anlamında bir şeyler dedi. Sonra kontrolü kaybederek başka bir konuya geçti. Hiç alakası yokken nesebini kasdederek hazreti Muaviye''ye galiz şekilde sövdü. Öyle ki o üç harflik kelimeyi buraya almaktan edeb ediyoruz. O, ise bir canlı yayında kanalın ceza alıp almayacağına aldırmadan, umum içinde birine sövmenin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu hatırlamadan, seyircilerin kendisi gibi düşünmek mecburiyetinde olmadıklarına bakmadan bir din büyüğüne sataştı. Üstelik aylardan mübarek ramazan iken.
Ve üstelik ağzını doldura doldura sövdüğü o zat hayatta da değildi. Kendini müdafaa imkânı olmayan birine pis bir kelime ile taarruz etmek hangi kahramanlık nev''îne girer? Şüphesiz ki hazreti Muaviye''yi incitmek, aynı zamanda Peygamberler Peygamberi''ni de incitmektir. Çünkü... Muaviye radıyallahü anh, Sevgili Peygamberimiz''in -aleyhisselam- kayın biraderidir. Eshab-ı kîrâm efendilerimizin büyüklerindendir. Resulullah''ın hususî dua ve teveccühlerine muhatap olmuştur. Bu dualardan ikisi şöyledir: "Ya Rabbi! Muaviye''ye yazı ve kitap öğret. O''nu azabından koru." "Ya Rabbi O''nu memleketlere hakim kıl..." Efendimize Kur''an-ı kerîm gelirken vahiy kâtipliğini O yapıyordu. Bu göreve Cebrail aleyhisselamın haberi ile getirilmiştir. Peygamber Efendimiz''in mektuplarını da keza Muaviye yazardı. Sevgili Peygamberimiz, namaz kıldırırken rükudan kalkarken "semiallahü limen hamideh" dediklerinde arkalarındaki safta bulunan Muaviye hazretleri "Rabbena lekel hamd" deyince Peygamberimiz bu cümleyi beğendiler. Söylenmesi sünnet oldu. O günden bugüne söylendiği gibi kıyamete kadar da söylenecektir. Yine Efendimizin arkasında namaz kılarken Fatiha suresinden sonra ilk defa "amin" diyen de Muaviye''dir. Şefaatine muhtaç olduğumuz o büyük zat, Emevi devletinin kurucusudur. Devrinde İslamiyet, yıldırım hızı ile yayılmıştır. Tunus, Kıbrıs, İran''ın Kühistan bölgesi, Afganistan, Buhara ve kuzey Hindistan fatihidir. Bizans imparatoru IV. Konstantin zamanında orduları İstanbul''u kuşattı. Bizans''ın her sene vergi vermesi şartı ile barış yapıldı. Hazreti Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetli bir zattı. Arabistan''da yetişmiş dört büyük dahiden biridir. Üstün bir devlet başkanlığı kabiliyeti vardı. Güzel konuşur, adaletle muamele ederdi. Büyük İslam âlimlerinden Abdullah ibni Mübarek''e "Muaviye bin Ebu Süfyân ile Ömer bin Abdülaziz''den hangisinin daha üstün" olduğu sorulduğunda verdiği cevap çok meşhurdur: -Resulullah''ın yanında giderken hazreti Muaviye''nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz''den yüzlerce kere daha kıymetlidir. O Ömer bin Abdülaziz ki adaletinden dolayı kendisine "II. Ömer" denmiştir.
90''lık yaşlı adam, işte böyle bir kimseye sövüyor. Eshab-ı kirâmın hepsi istisnasız kıymetlidir. Onları istisnasız sevmekle mükellefiz. Aralarındaki işler zamanlarına ve kendilerine aittir. Uygulama ayrılıkları, ictihad farklılıklarından doğmaktadır. Onların ictihadda yanılmalarına bile sevap vardır. Bilemeyiz; bunları Cemal Kutay''ın anlaması belki de zordur. Muaviye, radıyallahü anh, şu sözü ile sanki düşmanlarına cevap vermiştir: -Herkesi mennun etmek mümkündür. Yalnız hasedçiyi memnun etmek zordur. Çünkü o, haset ettiği şeyin yok olmasıyla sevinir. Hazreti Muaviye''ye sövmek, Hazreti Peygambere sövmektir. Bir adam düşüncesini söyleyeceğine sövüyorsa ondan kime ne fayda gelir?
İstediği kadar tarihçi olduğunu iddia etsin. Edebli olmak tarihçi olmaktan evladır...

