Kaydet
a- | +A

Dün İstanbul''da hava bir başka güzeldi. Yağmur, rahatsız etmeyen bir ahenkle yeryüzüne iniyordu. Şemsiyesiz gezilemiyordu. Yerler ıslaktı. Dikkatsiz arabalar, göllenmiş suları havaya kaldırıyordu. Deniz gri ve dalgalıydı; lakin dün, yine de İstanbul''da hava çok güzeldi.

Siz de Tophane''den başlayıp Çırağan Sarayı''na kadar devam edip giden sahil yolunda sararmış çınar yaprakları arasında yürüseydiniz aynı huzuru yaşardınız. Parmakları açık bir elden daha geniş çınar yaprakları, yol boyunca iki yana dizili çınarlardan biteviye düşüyorlardı. Göğü başımızda tutar gibi yükselen bu ağaçlardan süzülerek inen o yapraklar, sanki İstanbul için sevinç gözyaşlarıydı.

Dışarıda bu güzellikler teneffüs edilirken içeride dünyayı yöneten liderlerin katıldığı zirvede gerginlikler yaşanıyordu. Gerginliğin sebebi, Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin''di. Yeltsin, kaybetmiş ve kınanan ve kaybetme korkusu içindeki bir insanın hırçın psikolojisindeydi.

Kaybetmişti, çünkü Rusya artık Süper güç değildi.

Kınanıyor, çünkü Çeçenistan bu zirve ile Rusya''nın bir iç mes''elesi olmaktan çıkmıştı. Milletlerarası bir konferansta katliamları, uzlaşmazlıkları kınanıyor.

Kaybetme korkusu içinde, çünkü Çeçenistan''ı kaybederlerse Tataristan başta olmak üzere bağımsızlığını ilan edecek devletlerle Rusya Federasyonu''nun da çözüleceği inancında. Bu sebeple AGİT Zirvesi''nde Boris Yeltsin, Bill Clinton''ın konuşmasını kendine has protesto tavırları ile karşıladı. Parmağını üç kere sinirli sinirli masaya vurdu. Kulaklığını çıkarttı. Yüzünü daha da astı. Konuşmadan sonraysa salonu terk etti. Başkan Yeltsin''i kızdıran Başkan Clinton''ın "sen tankın üzerine çıktın ama bizim desteğimiz olmasa yerinde duramazdın" anlamına gelen sözleri ile Çeçenistan''da hata ettiklerine dair hatırlatmasıydı. Bunun dolaylı anlamı "zulmüne devam edersen yardımlarımızı keseriz" demek. Yeltsin diplomasi dilinde sert sayılan bu ifadeyi net şekilde idrak etti. Daha sonra iki başkan başbaşa görüşüp omuz omuza poz verdilerse de bu zevahiri kurtarmak içindi.

Çeçenistan, önceden de tahmin edildiği gibi zirveye mührünü vurmuştu. Öyle de olması gerekirdi. Kıbrıs. Dağlık Karabağ, Türk Yunan ilişkileri, insan hakları, ifade hürriyeti vs. hepsi ikinci planda kaldı. Onun için Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı dışında bir anlaşma yapılamadı. İsatanbul Şartı ise tehlikede. Ruslar katı, tavizsiz. Çeçenistan''ı kaybetmeyi süper güç imajına da tamamen veda anlamına alıyorlar. Onun için Yeltsin konuşmasında Amerika ve NATO''yu Sırplara karşı saldırganlık yapmakla suçladı. Kosova''da katliamın durdurulmasını saldırganlık sayıyordu.

AGİT bugüne kadar bir gözlemciydi. Bundan sonra alacağı kararları NATO''ya havale edebilir. Yani müeyyide gücüne sahip bir teşkilat olarak kuvvetlenebilir. Bu noktada Yeltsin yine şaşırtıyor. NATO''nun lağvedilerek onun yerini AGİT''in almasını istemekte. AGİT''te iki yıldız bir hırçın adam vardı. Birinci Yıldız Clinton, ikinci yıldız Demirel. Hırçın adamsa söylemeye gerek yok ki Yeltsin. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''in dünkü iki tesbiti fevkalade isabetliydi. Rus devlet başkanına "Çeçenistan, bu şartlarda iç meseleniz olmaktan çıkmıştır" demesi sağduyunun sesi idi. "Düşmanlık bölgedeki istikrarı ortadan kaldırır" sözü ise Rusya''ya ciddi bir ihtardır.

Dün İstanbul''da hava bir başka güzeldi. Tarih, İstanbul''un dirilişine şahid oluyordu. Dün İstanbul''da hava güzeldi. Düzce''de ise kadınlar, çocuklar yalınayak. Dün hava İstanbul''da güzeldi, Çeçen dağlarında göç eden sivil halksa eksi otuzlarda-kırklarda hayatta kalma mücadelesi veriyordu.

AGİT vadisinde iki devlet mücadele ediyordu.

Biri süper, diğeri sabık süper. Gerçekleri kabullenmek ne kadar da zor. Gerçekleri kabullenmeyenler, her türlü çılgınlığı yapabilirler. İnşallah, Rusya, Çeçen krizini üçüncü dünya savaşına sürüklemez. Bu sebeple dünya, Çeçenlerin yanında yer almalı.