Kaydet
a- | +A

Haysiyetsizlik, herkes için kötü, aydın içinse daha kötü.Aydın, adı üzerinde aydınlatan insan. Aydınlatmak kolay mı? değil. Onun için aydın olmak da kolay değil. Aydınlığı kendinden menkul aydın müsveddelerinin gırla olduğu toplumlar olabilir. Böyle bir manzara hakîkî aydının varlığına işaret değildir. Aydın, kolay yetişmez. Okulu, kursu, mesleği yoktur. Sabırla, zorluklara dayanarak, doğrulara inanarak, taviz vermeyen bir üslûpla hayat sürerek, ipek böceği misali, o bir bakıma kendi kendini yetiştirir. Aydın, cesurdur.

Risk alabilir...

Zira, aydın samimiyet adamıdır. Aydın müsveddesi menfaatine halel getirecek her eylemden beridir. Zırnık ölçüsünde yararını zarara atmak istemez. O yüzden aydınlıkları smokinleri gibi olan müsvedde aydınlar, göz boyayıcı şaklabanlardır. Söylenmesi gerekeni değil, işitilmek isteneni seslendirirler. Onların en sinsi hususiyetleri nabza göre şerbet vermektir. Aydın haysiyeti, kaya gibi sağlam karakterlilikse aydın ihaneti de budur. Sahte aydınlar; yani o mektep medrese mezunu, makam mansıp sahibi koca koca unvanlı bir kısım cılk adamlar, hep ve daima ben merkezli yaşarlar. Onlar için her olay ve her kişi menfaate tahvil edilecek bir vesiledir. Putlar ormanındadırlar. En büyük putsa çıkarlarıdır. Onların aldığı bir selam, önlerine açılan muhtemel menfaat kapısının anahtarına işaret eder.

Böyle düşünür, bu şekilde algılar ve yaşarlar. Sanmayınız ki o aydın suretleri veya müsveddeleri veya işte o cılk adamlar, hallerinden şikâyetçidirler. Hayır!. Onlar, hayatlarından memnundurlar. Zaten kendinden şikâyetçi olmak, ıstırap ve "acaba fikri" temiz veya her şeye rağmen bir nebzecik olsun temiz kalabilmiş vicdanların eseridir. Aydın, insanlığa hizmeti dâvâ ve gaye edinmiş mustarip varlığın ismidir. Ona bir devirde ârif denmiş, bir devirde münevver, bir devirde aydın. Şimdilerde entelektüel de deniyor. Kelimeler, o kadar da önemli değil. Kelimeler, böyle zamanlarda tarife yarayan etiketleri oluşturur. İsmin insanın kendisi olmadığı gibi, meslek adının kendisi olmadığı gibi sıfatlar da kendisi değil.

İbrahim Ethem hazretleri, devrinin devlet reisi iken yaşadığı metafizik hasret sebebiyle samur kürkünü derviş cübbesi ile değiştirebilecek kadar cesur hareket edebilen bir âriftir. Sokrat da hayatı ile zehiri değiş-tokuş edebilen bir vakur adam. Aydın kendine karşı da, cemiyete karşı da angaje değildir. Onlar, ideolojilerin şeklî buyruklarında safsata bezirgânlığı yapmazlar. Aykırılıkları buradan gelir. Belki, o aykırılığa ''marjinallik'' de diyebilirsiniz. Farketmez çünkü umur etmezler. Netice aynıdır.

Aydınların yani geçek aydınların azlığı şüphesiz ki bir fukaralıktır. Sayıları az da olsa o az adamların konuşmamaları, daha kötüsü konuşturulmamaları daha da fukaralıktır. Bu sebeple tek tük de olsa aydınların Türkiye''de konuşmaya başlamaları hayra alamettir. Üstelik konuşanlar dünyalık olarak, makam olarak unvan olarak doruktaki kişiler. Akıntıya kürek çekerek hayatlarını daha bir sırmalayabilirler. İşte bu kişiler, Anayasa Mahkemesi Başkanları, Yargıtay Başkanları, Devlet Planlama Teşkilatı Başkanları, bazı parti başkanları, bazı yazarlar derin tefekkürleri ile saklanmış realitelere neşter vuruyorlar. Aydın talihinin çizgilerinden biri de zamanında anlaşılamamaktır. O sebeple hayatını vermekten hürriyetinden mahrum olmaya kadar her nev''î tehlike onlar içindir. Bunu bilirler ve riskin farkında olarak huysuz laflar ederler. O kadar ki şablonculuğa ve sahte aydın afyonlaşmasına alışmış cemiyet çok kere kendini uyaran haysiyetli aydına düşman dahi olur. Önce düşman olur, sonra kahraman yapar. Kahramanların bir zamanlar ''hain'' olduğunu unutmayınız. Konuşmayan Türkiye''de konuşma mücadelesi veren haysiyetli aydınların öncü davranışları entelektüel gündemdeki zelzelenin adıdır.