GS''yi Kopenhag Havaalanı''na indiren uçağın kaptan pilotu şöyle anons etmişti: -Ali Sami Yen''e hoş geldiniz. Bu o ân işitenlere belki de sıradan bir söz gibi geldi. Fakat çok şey, bu cümlenin altında saklıydı. Çünkü kaptan pilot bir milletin şuur altında yaşayan gerçeği dile getirmişti. Koca bir başkenti bizim bir stad kadar görüyordu. Kendine güvenin bundan daha güzel isbatı olur mu? Şuur altında yaşayan genetik bir rüyadır. Dün üç haberin randevusu vardı. Birincisi Galatasaray''ın muhteşem zaferi. İkincisi ise aynı gazetenin yüz yüze bakan iki sayfasında yer alıyordu. Meşhur bir Fransız politikacısı Türklere dair fikirler beyan etmekteydi. Söyledikleri güzel şeylerdi. Hemen karşısında ise Suade Hümeyra Özbaş''ın vefat haberi. Kim bu hanım? Bu hanım, ilandaki yazılışı ile "Sultan Vahdettin Han ile Sadrazam Tevfik Paşa''nın torunu." Şimdi bu üç haberin, yani üç olayın yanyana gelişi sıradan bir tesadüftür diyen olabilir mi? Olabilir. Ancak yetkilisi söyler. Bir zafer, bir takdir ve bir vefat. İmparatorluğun şahsında son bulduğu padişahın kızı bir Hanımsultan vefat ederken GS Avrupa''nın en büyüğü oluyor, aşırı milliyetçi olan Le Pen hakkımızı teslim ediyordu. Bundan böyle şu tezadı hangi batılı izah edecektir? Bir taraftan gümrük kuyruklarında ikinci sınıf muamele gören Türkler, diğer tarafta UEFA kupası. Bu terslik Avrupa bağnazlığının simgesidir. Sebep, Türklere bakış. Tivoli rezaleti bu bakışın şuuraltı. Batılı gençler de genetik bir korkuyu dışa vurdukları için alkolün tesiri ile saldırganlaştılar.
Spor, bir oyun olsa bile nihai noktada kimlik meselesi olup çıkıyor. Çarşamba gecesi, sokaklar bomboştu. İnsanlar ya şehirlerin büyük meydanlarındaydılar veya televizyon başında. Futbolla alakası olmayanlar dahi GS maçını takip ettiler. Bu maç için ABD''den Kopenhag''a gelenler vardı. Kopenhag, sanki Türkleştirilmişti. 120 dakika boyunca yapılan dualar belki de bir kandildeki kadardı. Bu bir zafere susamışlığın resmidir. Bir köklü milletin asırlarca horlanmışlıktan kurtulmasının haykırışıdır. Kendini bulmanın, bilmenin, tanımanın ilk işaretleridir. Bir millet uyanıyor. Bir millet yeniden diriliyor. Şuuraltında bu var. Sevgilerin de, gümrük engellerinin de kavgaların da temelinde bu var. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de yayınladığı tebrik mesajında aynı doğruyu dile getiriyordu: -Galatasarayımızın büyük başarısı, Türkiye''nin her alanda dünya ile yarışma kararlılığının anlamlı göstergesidir. Dünya ile yarışan Türkiye. İşte çekinip de ikrar edilemeyen keyfiyet. Bir Le Pen kadar olamıyorlar. O aslında ne kadar samimi: -Türk muhalifi değilim; onları seviyorum; ama onları Ankara''da seviyorum. Paris''te duvarların üstünde değil. İstanbul, iki dünya arasında köprü. Siz bunu bırakıp başka bir dünyaya ait olmak istiyorsunuz. Ne yazık. Hayır bay Pen? Biz İstanbul''u bırakmıyoruz. Biz eşitlik istiyoruz. Eşit şartlarda yarışalım. Bakın eşitlik olunca sonuç nasıl değişiyor... 17 Mayıs 2000 Çarşamba akşamı tarih yeniden yazıldı. İnşallah yeni bir dönem açılmıştır. Çankaya''da yeni dönem, yeşil sahalarda yeni dönem. Dün insanlar gülüyordu. Bu milleti güldüren, başını dik tutanlara teşekkür ederiz. Fatih Terimlere, oyunculara, emeği geçenlere... Asıl teşekkürse babaannelere, anneannelere... Maç bitmişti, kupa GS''li futbolcuların elindeydi. Mikrofonlara konuşan her futbolcumuz kupayı birine armağan ediyordu. Çocuğuna, eşine, Türk milletine vs. Biri ise babaannesine hediye etti. "O''nu çok seviyorum, dedi, o çok dua etti." Zaferleri, ağzı dualı, ak tülbendli şuur ve ihlas abidesi o kadınlara borçluyuz. Bu ülkenin mayası onlarla temiz kaldı. Kupalar, onların. Onların ellerinden, torunlarının alınlarından öperiz.
Şimdi Çanakkale''de şehîd yatan gencecik Galatasaray Liseliler daha huzurlular.

