Kaydet
a- | +A

İsimlere dikkat ediniz; bir zamanlar erkek çocuklarına "savaş" denmişken bu daha sonra "barış"la yer değiştirir. Hatta toplum, yanlış seçimlerine tövbe edercesine "vural"lardan kaçarak "selim"lere yönelir. Bu bir barış arayışıdır. Eskiden "sulh-sükûn içinde yaşamak" deniyordu. Barış, sulhün karşılığıdır ama sükûn yok olmuştur. Halbuki bunlar, insanın her hali ile barış içinde olması, kendisi ve çevresi ile uyumlu yaşaması demek.

Barışı yakalayabildik mi? O yoldayız fakat, mutlak barış daha çok uzakta. 70''li yılların anarşisi, 90''ların terörü gerilerde kaldı. Ancak buna rağmen hâlâ kesin barış ortamında değiliz. Hâlâ bir çok vatandaş, giyim-kuşamından, kılık-kıyafetinden dolayı üçüncü sınıf insan muamelesi görüyor. Suç kimde?

Entellektüele sorarsanız devlette. Devlet... Devlet... Üzerine çokça gidiliyor.

Hemen bir çok kabahat en kolay tarafından devlete yıkılmakta. Devlet, bir hükmî şahsiyettir. Bir sosyal mukaveledir. Farzedilen varlıktır. Bir ân için bir ülkenin nüfus unsurunun yok olduğu kabul edilse o ülkede devletten eser kalmaz. Dolayısıyla kusur, devletten önce ve öte entellektüelde. Burada entellektüelin dayatmacı tarafı ile ihmalkâr tarafı ön plana çıkıyor. Ya dayatmacılıkla barışa ziyan vermekte veya barıştan sonra ihmalkâr, umursamaz ve aldırışsız tavrını takınmakta. İşte en yakın misal.... Nazım Hikmet''le Necip Fazıl''ı anma günleri.

Yine taraflar andı, herkes değil. Ne Necip Fazıl''ın kabrine Nazım''ı seven biri geldi ne de Moskova''ya karşı görüşten bir kimse davet edildi. Bu anmalar aynı günlere denk geldiği halde farklı görüş yine ihmal edildi, yine görmezden gelindi. Kaç gündür basının bir kısmı Nazım Hikmet üzerine yazıp-çiziyor. Çünkü Moskova''ya gittiler. O bir eksik gidişti. Hemen her fikriyattan kalem sahibi davet edilmiş olsaydı şair, daha geniş bir yelpazede tartışılacaktı. Necip Fazıllar, Nazım Hikmetler, Peyami Safalar hayatta iken hep kavga ettiler. İdeolojileri ayrı niyetleri aynıydı. Daha güzel bir Türkiye. Onlar, dâvâlarında samimi insanlardı. İnançları uğruna hapislerde çürüdüler.

Bize düşen dövüşmek değil.

Köşelerin törpülenmesi lazım.

Türkçe yazmış bir şairin mezarının Türkiye''ye gelmesi kimseyi incitmemeli. Ancak aksine bir vasiyeti yoksa gelmemesi daha iyi. Enver Paşa''nınki gibi olmasın. Enver Paşa, Tacikistan''da sürekli büyükelçimizdi.

Nazım Hikmet Ran da Moskova''da aynı görevde.

65 Milyonun barış içinde bir arada yaşama şansı diğerini yok etmeye veya yok saymaya kalkışarak değil hoşgörüden tahammülden geçiyor. Küflü defterleri karıştırmanın hiç kimseye yararı yok.