Kaydet
a- | +A

Say ki 1900''lerde yaşamadın. İşte takvim değişiyor; çok şey gibi 1900''ler de seni terk etmekte, o da tarih oluyor. 1900''lerde hangi sene, hangi gün, hangi ayda doğmuş olursan ol. Geriye ne kaldı? Yediklerin mi, içtiklerin mi, gezdiklerin mi? Doğdun, bir takvim işlemeye başladı, şimdi bir eşiktesin.

Değişen ne ki?

Ha "Hicri takvimle ikinci bin yılda ve 1420''deyim" de, ha "miladi takvimle üçüncü bin yılda ve 2000''''de. Bunların hepsi izafî ve kültürlerle alakalı. İlki Hicret''i esas alarak zamana bir çentik atmış ikincisi, İsa aleyhisselamın doğumunu. Ne kadar içinde olsak da bunlar yine de dışımızdaki fenomenler. Bin yılla 24 saatin farkı ne, zaman ne, saat ne? Necip Fazıl da bunu sormakta... Nedir zaman nedir, bir su mu, bir kuş mu? Nedir zaman nedir, iniş mi yokuş mu? Güneş doğuyor, gün ortasında zirveye çıkıyor, ikindide sararıp akşamda batıyor. Bir günün bin günden farkı ne? Bin yıl, zaman limanına demir atamıyor, ebedî kalamıyor, ebedî olamıyor, olduramıyor? Öyleyse o da bir gün gibi, fâni, geçici, bitici, tükenici. Fânî, geçici, bitici, tükenici, ne sürede olursa olsun önemli değil. Demek ki sen bu dünyaya mahsus değilsin. Konuksun. Ebedîlik, sonsuzluk, ölümsüzlük mâveraya, ötelere mahsus.

Bin yılı, yüz yılı, bir yılı, bir günü, bir saati eskittin diye üzülecek misin, sevinecek misin? Eğer; ebediliğe ve ebedî saadete ve onun değerlerine müştaksan sevinmen lazım.

Değilse, bir sanal âlem için havaî fişeklerle rüya görmek ne kadar anlamsız. Nasreddin Hoca''yı hakkıyle tanıyor muyuz? Kesinlikle hayır. Hikmetleri "fıkra" sanılmış. Zekâsının keskinliği önünde acze düşen insan, refleksini gülme biçiminde ortaya koyuyor. -Kıyamet ne zaman kopacak hocam? -Küçük kıyamet, hanım ölünce, büyük kıyamet ben ölünce... Hepsi bu kadar. Bir gün bin yıl olsa ne olur? Herkes kendi kıyametini yaşadıktan sonra. Bilgisayar teknolojisi ile tanıştık ama, bilgisayarın tefekkür tarafını geliştirebilecek miyiz? İmam-ı Rabbani hazretleri, bir mektuplarında bu dünyayı sabun köpüğüne benzetmekkte. Bilgisayarlar bize hep bunu hatırlatmakta. "Sabun köpüğü" bir teşbihtir. Dünyanın hayali olması üzerinde duruyorlar. Hatta "zıll-ü zail" olduğunu vurguluyorlar. Zıll-ü zail, geçici gölge demek. Bir gölge ki daimi bile değil. Yani... Sanal... Bilgisayar ekranına akan her şey, hayalî, sanal. Sanal şirket, sanal alışveriş, sanal bankacılık vs. Bilgisayar, insanı sanal ortamda yaşatıyor da bu erd küre farklı bir şey mi yapıyor? İşte "müceddid-i elf-i sani" "ikinci bin yılın yenileyicisi" İmam-ı Rabbani unvanlı Ahmed Faruk Serhendî hazretleri, dünyanın da hayali olduğunu haber veriyorlar. O büyükler, hilafı hakîkat bir şey demezler... Peki; ne olacak şimdi? 2000''e kavuştuk; kavuşmamızla ne değişti?

Artık daha mı cömertiz, daha mı alçak gönüllüyüz, daha mı sabırlıyız, daha mı çalışkanız? Ne fark etti? Açlar mı doydu, zulümler mi durdu, savaşlar mı bitti? 2000''e değil de 1000''e veya 3000''e girseydik ne olurdu? İlk zamanlarda da dokuz aylıktı, üçüncü bin yılda da dokuz aylık olacak. İnsan hep aynı insandır.

Bu, gafleti ile maruf ve malûldür. Uçak adlı, tren adlı, telefon adlı, televizyon adlı, bilgisayar adlı...oyuncaklarla oyalanıp duruyor.

Madde, yirminci asırda şaha kalktı. İşte teknolojinin cirmi ortada. Bir zelzele, her şeyi alt üst ediyor, bir takvim değişikliği bilgisayar dünyasını şoka sokuyor. Yirminci asırda insanlar doğdu, büyüdü, bir kısmı öldü, bir kısmı hayattalar. Yirmibirinci asırda da insanlar doğacak, büyüyecek ve ölecek. Gün akşamlıdır... Yüz yıl akşamlı, bin yıl akşamlı, kozmos âlem akşamlı, galaksiler, samanyolları, karınca, balina, fil, gül ve insan akşamlı. Bu dünya bir masal, bu takvim masal. Bu 2000 masal; bugün değilse bir gün o da masal olacak. Bir gün, bu dünyaya ait her şey masal olacak, dağlar havada bulutlar gibi dolanacak, bilgisayarlardaki gibi.

İşte senin, taş kovuğu dünyan... Bu dünyada yeni yıla, yeni yüz yıla, yeni bin yıla ister evinde gir, ister kumar partisinde, ister Paris''te istersen bir yoksulun yanında. Nasılsa her şey geçecek, yediklerin, giydiklerin, gezdiklerin. Bir tek yaptıkların kalacak; bir tek yaptıkların masal olmayacak; bir tek "zerre kadar hayr ve şer" masal olmayacak.