Kaydet
a- | +A

Hâdîseler, sizin de garibinize gitmiyor mu, sizin de kafanız karışmıyor mu, siz de bir bit yeniği şüphesine düşmüyor musunuz? Olmaması mümkün değil. Bir çok kimse, aynı durumları yaşıyor olmalı. Belki onlar, yüksek sesle dile getiremiyorlar. Eğer yukarıdaki şüphelerden hareketle mantık yürütürsek her şey Öcalan''ın devletlerin yardımlaşarak yakalanması ile başlamış görünüyor.

O''nun hakkında Türk mahkemeleri idam cezası verince Helsinki''de AB''ye kabul edildik. Üstelik Türkiye, bir iki noktaya itiraz edecek olunca AB yetkilileri uçağa atladıkları gibi birkaç saatliğine olsun Türk milletinin ayağına gelmek gibi bir alçakgönüllülük dahi gösterdiler. Neden birden bire, kara kaşlı kara gözlü olduğumuzun farkına vararak hayranlıklarını gizleyemez oldular? Size de ilginç gelmiyor mu? Bunun üzerine ortaya çıkan tablo nedir? Bir tarafta Avrupa Birliği''nin bekleme salonuna alınmış Türkiye, diğer tarafta idam sürecinde bekleyen bir terörist. Bunlar tesadüf mü? Olabilir mi? Artan şüpheler, giderek bir kanaat haline geliyor. En ince teferruatına kadar düşünülerek yazılmış bir senaryo ile yüz yüzeyiz. Bu senaryonun bir planı olarak bölücü katil, Kenya''da yakayı ele verdi, yine bu senaryonun bir parçası olarak 40 yıldır bekletildiğimiz AB''ye aday ülke olduğumuz ilan edildi.

Hatırlanacağı gibi Türkiye, 1997''de Lüxemburg''da müracaatta bulunmuş fakat rencide edilerek reddedilmişti. İki yılda ne değişti, Türkiye hangi inanılmaz hamleleri gerçekleştirdi ki şimdi kapımıza kadar ricacılar geliyor? İşin içinde su hesabı var, petrol çıkarı var, Kafkaslar, Ortadoğu ve Ortaasya zenginlikleri var. Kısacası yirmibirinci yüzyılın menfaat haritaları çiziliyor. Önce bu toprağın insanı Kürt-Türk diye kapıştırılmak istendi. Sonuç alamadılar. Onun üzerine senaryolar kaleme alındı. Yoksa nihâî noktada düşünülen ne Türk''tür, ne Kürt. ne de Öcalan''ın hayatı. Teröristin kendisi de "kullanıldım" itirafında bulunmadı mı? Kullandıkları, şartlar öyle gerektirince de teslim ettikleri adamın bugün sureta hayatı için titizleniyorlar. Hakîkat öyle mi? Titizlenilen ne? Türkiye''nin bütünlüğü mü, Türkiye''nin dünya ligine çıkması mı, Öcalan''ın canı mı? Hiç biri!... Onun için şüpheleniyor, olayları daha başka türlü değerlendirme zaruretini hissediyoruz. Ne gibi? İşte Alaeddin Çakıcı... Birden bire şartlı iade ile Paris''ten Türkiye''ye gönderildi. Adalet ve İçişleri bakanlıkları, O''nun yüzünden birbirine girerken beklenmedik bir zamanda Gülay Aslıtürk, Londra''da yakalandı. Ne var bunlarda? Çok şey var. Bunlar, sıradan polisiye vaka''lar değil. Her birinin haberi, kamuoyuna bomba gibi düşüyor. Ancak bu bombalar, hem sis, hem ses çıkartmakta. Dumanı da gürültüsü de bol.

Alaeddin Çakıcı da Gülay Aslıtürk de sanki Öcalan''ı unutturmak için ortalığa sürüldüler. Eğer dediklerimizi -hiç sevmesek de- komplo teorisi sayıyorsanız; o teoriye Bakanlıklar kavgasını da dahil edemez miyiz?

Sanki, batılı başkentlerde kotarılan bir sinsi senaryo ile bir yerlere sürükleniyoruz. İki mecburiyetimiz vardı. Terörü durdurmak, AB''ye girmek. Mecburiyetlerimizden hareketle mahkûmiyetler mi hazırlanıyor?