Hayat, sizin için ne kadar da güzel!... Her şey yolunda giderken birden beklenmedik olaylar gelişiyor ve hayalleriniz, gerçekleriniz, ümitleriniz ve çaresizliklerinizle baş başa kalıyorsunuz. Önünüzde taştan daha sert kahredici bir hakîkat. Duvarlar, kapılar sağırlaşıyor. Kimse sizi işitmiyor, kimse derdinizle alakadar olmuyor. Göz yaşlarınızı gören yok. Issız bir adada yapayalnız kalmış gibisiniz. En yakınlarınızdan gayrı derdinizle dertlenen olmuyor.
Bunlar yaşandı ve yaşanmakta... Kim yaşıyor?
Başkaları da var ama çoğunluğu hayatının baharındaki öğrenciler. 20''li yaşlarını süren gençlerle onların anne-babaları, kardeşleri... Bir düşünün bunlar, sizin başınıza, ailenizin başına gelse ne yaparsınız? Öğrencisiniz, tüccarsınız...bu memleketin taşı, tuğlasısınız. Öyle iken âniden alnınıza bir damga basılıyor ve siz fakülte 3''te, 5''te, 6''da iken kapı dışarı ediliyor, hayallerinizin en güzel süslerinden biri olan üniversiteye bir daha kabul edilmiyorsunuz. Hem de en hoyrat biçimde. Sebep kıyafetiniz. Veya; tüccarsanız düşünce yapınız. Yaşayan ölü olmanız bekleniyor. Diri diri toprağa gömülmek isteniyorsunuz. Tıpkı cahiliyye devrindeki gibi. Bunlar ne yazık ki Türkiye''de yaşandı ve yaşanıyor.
Bir dönem solcuların başına geldi, bir dönem bazı doğu kökenlilerin ve şimdi de bir kısım muhafazakârların. O yüzden, yani hakkıyla düşünce hürriyeti olmamasından dolayı insanlar hayatlarının baharında bağırlarına taş basarak bu ülkeden uzaklara savruluyorlar. Avusturya''dan Avustralya''ya, Almanya''dan Amerika''ya, Macaristan''a Kanada''ya giden gidene... O devletler, bu kimseleri her şeyleri ile olduğu gibi kabul etmekteler. Başlarında örtüleri, sakalları, namazları, inançları, fikirleri ile. Bu tarafı hiç umurlarında bile değil. Bu ne demektir? Türkiye beyin ihraç ediyor. Türkiye insanını israf etmekte.
Seçkin genç dimağlar ağlaya ağlaya vatanlarından kopuyor. Bugün, Avrupa Türklerinin "gurbetçi" denen ilk nesil mensuplarının gönderilme biçimi utanç konusu. Hadiseye sebep olanlar yarın da bu gidenlerin yüzüne bakamayacaklar. Kimler? Yobazlık yapan yüksek öğretim kuruluşları, gerici rektörler, onlara emir kulluğu yapan siyasetçiler vs. Türkiye''yi terk ederek hicret zorunda kalan o insanların içinden yarın dünya çapında ilim adamları çıkacak. Dünya o insanları öylece kabullenecek. Belki de çok yüksek ödüller kazanacaklar.
Uç tipler her zaman her toplumda olur. Bunların bazısı zamanla kendi kendilerini tashih eder bazısı öylece kalır. Kalsın ne yapalım. Çeşit zenginliği. Eğer tahammül kültürü yoksa demokrasi niye var? Demokrasilerde sıfır numara tıraş gibi hayat üslubu olmaz ki!.. Kime anlatırsınız? Öğrencilerin yurt dışında dahi peşlerini bırakmayarak okudukları yerlerdeki üniversitelerden de atılmaları için çaba sarf eden YÖK''ün bunları anlaması imkânsız.
Ülkemiz son devirlerde çok dalgalandı, çok çalkalandı. Genç genç insanlar hayatla daha yeni yüz yüze geldiklerinde onun en haşin yüzü ile tanıştılar. Sıkıldılar, bunaldılar, gecelerin karanlığı yoldaşları oldu. Şimdi gurbete gidiyorlar. Fakat onlar ülkelerine küsmeyecekler. Ülkeleri ile onun kötü yöneticilerini karıştırmayacaklar. Yarın alacakları, Nobelleri, Oscar''ları en önce yine vatanlarına armağan edecekler.

