Kaydet
a- | +A

Yazarlara her gün kitaplar, dergiler, broşürler, mektuplar, telefonlar, fakslar gelir.Tabiî bir de e-mailler vardır. Bunların içinde en kalıcısı kitap, en sıcağı mektup, en kolay cevaplandırılanı elektronik mektup, en zoru telefondur... Kitap ve dergilerin okuyucuya tanıtılması beklenir. Diğerleri, bir derdi, bir düşünceyi dile getirir, gündemde ne varsa ona dair fikir yürütürler. Bazıları ise sıcak bir yürek gibi atar. Sırf dua etmek için yazmışlardır. Kendilerini tanımadığınız, yüzlerini görmediğiniz, belki ömür boyunca da tanımayacağınız o insanlar, onca işleri arasında kendilerine iş edinerek size mektup yazar, telefon eder, faks çeker, elektronik posta yollarlar. Bunları yaparken sizden hiçbir istekleri yoktur. Sıhhatinize dua ederler, kaleminize dua ederler, ömrünüze dua ederler. Bu ağzı dualı güzel okuyucular, dua ederken lisanı o kadar mükemmel kullanırlar ki hayran kalırsınız. Onlar, sizi ailelerinin bir ferdi gibi benimsemişlerdir. Gelen bu yazışmaları hakkıyle değerlendiremediğimize ne kadar hayıflanıyoruz. Hele kitaplar, dergiler. Bazen günlerce masamızda beklediği halde sıcak Türkiye gündemi, onları sütunumuza taşımaya bir türlü müsaade etmiyor. Sonra mecburen bir kısmını iş yerindeki kütüphaneye, bir kısmını evinizdekine taşıyorsunuz. Bir düşününüz hangi ümidlerle mektup yazdığınız, kitap yolladığınız yazardan hiçbir ses-seda gelmiyor. Fiilî bir imkânsızlık var. Bir sayfa yer ayrılsa bu arzumuzun yine de tam olarak tahakkuku mümkün olmaz. Belki şöyle düşünmek daha doğru olur. ''Yazara ulaştırılması gereken ulaştırılmakla vazife yapılmış olur.'' Hakîkaten öyle. Her zaman buraya taşımamız mümkün olmasa da sizden gelenleri mutlaka değerlendiriyoruz. İşte bakınız bir broşür...Türk Metal Sendikası, bizim kültür dünyamızdan derlemeler yaparak bir araya topladığı bazı tarihi doğruları Osmanlı''nın 700. Kuruluş Yıldönümü hatırasına bastırmış. Verdikleri her bilginin sonuna da "bunları biliyor muydunuz?" diye yazmışlar. Birkaçını birlikte okuyalım.

"-Çevremizin gitgide yaşanmaz hale gelip bunun ekolojik felakete yol açan neticelerinin her gün biraz daha fazla ortaya çıkmasıyla birlikte çevreyle ilgili haftalar tertip edip, hukuki düzenlemelerin gündeme yeni yeni gelmesine karşılık Osmanlı Devleti''nin bizden tam dört buçuk asır önce meselenin ehemmiyetini idrak ederek 1539''da ''Çevre Temizliği Nizamnamesi'' hazırlayıp uygulamaya koyarak problemi çözdüğünü biliyor muydunuz?"

"-Amerikan İç Savaşı sırasında Kuzey Hükümeti''nin Osmanlı Devleti''nden askerî yardım talebinde bulunduğunu, bunun üzerine Osmanlı Padişahı Abdülmecid Han''ın Amerika''ya 120 deve yükü askerî malzeme ile 100 asker gönderdiğini, gönderilen bu Osmanlı askerlerinin askerî bilgi ve tecrübelerinin Kuzeylilere oldukça faydalar sağlayıp savaşı kazanmalarında önemli rol oynadıklarını ve bu askerlerin daha sonra geri dönmeyip Amerika''ya yerleştiğini biliyor muydunuz?" "-Dünyanın ilk toplu sözleşmesinin Osmanlı Devleti tarafından gerçekleştirildiğini; Kütahya Vahid Paşa Kütüphanesi''nde bulunan şer''iye mahkemesi sicilinin 57. sayfasında kayıtlı belgeye göre yeryüzündeki bu ilk sözleşme Kadı Ahmet Efendi''nin tasdiki ile 24 işyeri ve işçileri arasında imzalandığını biliyor muydunuz?" Şu satırlarsa broşüre Claude Farrere''nin Türklerin Mânevî Gücü isimli kitabından iktibas edilmiş. "-Hikâye, Tophane Rıhtımı''nın merdivenlerinde başladı. Kruvazörümüzün sandalı rıhtımdaydı. İçinde gemiye dönmek üzere olan üç subaydık. Tam rıhtımdan ayrılmak üzereyken karşımıza bir tekir kedi çıktı. Sandalımıza yaklaştı ve kürekleri koklamaya başladı. Arkadaşlardan biri ''hele bak, dedi, bir Türk kedisi.'' Evet, bizden korkmadığına göre hiç şüphesiz bir Türk kedisiydi. İstanbul''un kedileri bariz bir şekilde ikiye ayrılır. Müslüman mahallesinde yaşayan Türk kedileri ve Reaya mahallesinde yaşayan Rum veya Ermeni kedileri. Müslüman mahallesinde herkes hayvanlara karşı iyi davranır, Rum veya Ermeni kedilerinin bulunduğu Reaya mahallesindeki doğu Hıristiyanları yani Gregoryenler veya Ortodokslar, zayıf olan her şeye karşı alçakça davranırlar. Bu mahallelerde yaşayan kediler, daha insan yüzü görür görmez selameti kaçmakta bulurlar." Sincap ve kuşların Finlandiya''da insanlardan kaçmadığını son seyahatimizde çokça işitmiştik. Vurulmadıkları için Âdemoğlu''na alışmışlar... İstanbul''da bazı belediyelerin başıboş köpek itlafına gelince... Evet; keşke onları telef etme mecburiyeti olmasa. Ama bazen o kadar çoğalıyorlar ki sürüler halinde dolaşırken başta çocuk ve kadınlar olmak üzere çok kimseye korkulu anlar yaşatıyorlar. Bilhassa da tenha vakitlerde. Ya kuduz tehlikesi!.. O da her ân varit. Daha geçenlerde bir genç, köpek ısırması sebebi ile en trajik şekilde kuduz olup can vermedi m? İnsan nesli için kürtajı bile münasip görüp de köpeklerin usulünce azaltılmasına muhalefet etmek ne kadar haklı olabilir? Bununla beraber itlaf caiz bile olsa daha farklı yollar bulunabilmeli. Osmanlı İslam Medeniyeti''nde dağdaki kurtları dahi doyurmak için vakıflar kurulduğunu unutmamak lazım. Bunu unutmaması gerekenlerin başında da hanımlar geliyor. Dün olduğu gibi hanımlar bugün de çeşitli ihtiyaç alanlarında vakıflar kurabilirler. Belediye basmakla, kavga çıkartmakla sadece TV''lere haber malzemesi olunur.

Ey siz, bağırıp-çağıran, sahte veya gerçek ayılıp-bayılan hanımlar "salihat-ı nisvan" diye bir tabiri biliyor muydunuz? İşte biz, bugünkü her şeyimizi o "iyi kadınlar"a borçluyuz. O iyi kadınlar olmasa milletimiz de olmazdı, iftihar edilecek tarihimiz de...