Kaydet
a- | +A

"Ev alma komşu al" uyulması mümkün bir atasözü ama "ülke alma komşu al" diye bir söz yoktur. Aile komşuluklarını kişiler seçer. Memleketlerin komşuluğunu ise milletler, tarih, şartlar, coğrafya tayin eder. İran''la komşuyuz. İran''la dün örtüşen bir yanımız yoktu, bugün de yok; yarın da olmayacak. İran, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu''ya şia inacını ihraç çabasındaydı. Bu yüzden savaşlar oldu. İran İslamı ile sünni İslam arasında dağlar kadar fark vardır. Şah döneminde ise yayılmacı emeller taşıyorlardı.

Humeynî ile birlikte yeniden şia ihracı huyu depreşti. Bir ara küçümsenmeyecek hayranlıklar da kazandılar. Müslümanlığa vakıf olmayan bazı sığ Müslümanlar "İslam Cumhuriyeti" bandrolüne aldandılar. Gerek yeni rejimden kaçan şah yanlıları ve gerekse beşinci kol faaliyetleri sonucu İstanbul''da İranî mahalleler oluştu. Camileri vs var. Bunu İran adına ve Türkiye aleyhine kolonizasyon faaliyeti sayabiliriz. Bilhassa muharrem ayında kendilerini zincirle dövme günlerinde haberlere konu olmaktalar. O kadar ki bazı muhafazakâr kanalların yayınları, bu konuda taraf tutarcasına yapıldığı için geniş kitlede rahatsızlık dahi uyandırmaktadır. Şu günlerde İran yine Türkiye gündeminde. Faili meçhul cinayetlerin bu ülke yurttaşlarınca işlendiği söyleniyor. Hatta bir ara tez canlılık yapılarak iktidar seviyesinde iddialara dahi girişildi. Bereket ki devletten devlete suçlamalar olmadı. O cinayetler bir muamma; anlaşılması uzmanları için dahi zor. Meçhul zanlılar üzerinden geliştirilen tezleri, bazı maktul yakınları bile ciddiye almadılar. İlk rüzgâr ve heyecan durdu, sağduyu yeniden devreye girdi. Fakat bu arada komşu ülke de haylice incitildi. Buna rağmen köprüler atılmadı. Çünkü; bu cinayetleri İran''ın değil; "İran derin devleti"nin işletmiş olabileceğine dair hesap dışı tahminler doğdu.. Konumuz o cinayetlerle failleri değil. Mesele, hazırlık safhasında. Belki tatminkâr bir sonuca varılır. Tuhaf olan, faili meçhullerin çok çok kısa bir zamanda gün yüzüne çıkarılmasıydı. Daha da tuhaf olansa operasyonların Ahmet Necdet Sezer''in tebrik ziyaretlerine paralel gelişmesi. Medya, malûm kolaycılığı ile hadiseyi abartarak verdi.

Ne tesadüfse bu arada ECO toplantısı tarihi de geldi. Türkiye, bu Ekonomik İşbirliği Toplantısı''nın kurucu devleti idi. Sıra İran''da#dı. Buna rağmen medyatik baskılar hissîliği ön plana çıkardı. Sezer''e telkinler başladı... - İran''a gitmemelisin.

Halbuki diğer taraftan, İran, içten içe bir çekişme yaşıyordu. Cumhurbaşkanı Hatemi taraftarı reformistlerle tutucular mücadele halindeydiler. Hatemi, Türkiye''ye daha yakın duruyor; ama bizdeki belli tavırlar yüzünden zora giriyordu.

Neyse ki devreye dışişleri girerek soğukkanlı bir muhakeme başlattı. Mecelle''de bir kaide vardır: - Zan ile yakin hasıl olmaz, diyor. Elde kat''i bir delil yokken komşumuzu itham eder vaziyete giriyorduk. Oysa; İran, Türkiye üzerinden batıya açılmak zorundadır. Türkiye de aynı yoldan doğuya kavuşmak mecburiyetinde. Ezcümle; "komşu komşunun külüne muhtaç". Bazıları, bir rüzgâr estirerek bu külü havaya savurup gözlere doldurmakta. Sezer''in şanssızlığı bütün bunların koltuğuna oturduğu ilk günlere müsadif olmasıdır.. Ankara, saklı niyeti mükemmelen bilindiği halde Rus Devlet Başkanı Putin''i davet ediyor. Geniş çaplı ve birçok devletin katıldığı bir toplantıya neden gitmesin. İran''ın orada ev sahipliği dışında bir rolü yok ki. Türkiye''ninse devletlerarası aktivitesi söz konusu. Herkesin inancı kendine, tarihi kendine. Niyeti kendine, rejimi kendine.

Türkiye''nin menfaatleri bu toplantıda en üst seviyede temsilimizi emreder. Türkmen gazı belki orada çözülecektir.

Onun için Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Tahran''a gitmelidir. Hem gitmeli ve hem Hatemi''yi de davet etmelidir. Bizim korkacak neyimiz var? Diyalogdan ziyan gelmez.

Sezer, inisiyatifi eline almalı.