Kaydet
a- | +A

Yazar mı yazıyı seçiyor, yazı mı kendini yazdırıyor?Bunu kestirmek çok da kolay değil. Sanki; yazı kendini yazdırıyor. Yazının üç safhası var. Düşünülmesi, tasarlanması ve yazılması. Düşünülmesi yazının aynı zamanda hayal edilmesidir. Hayalse bir mahlûk. Evet; o da mutlak kudret sahibinin yarattıklarından bir parça. Yazının ''fikir'' rahmine düşmesi onu hayal etmekle başlıyor. O hayal etmeye ilham da denebilir. Öyleyse yazanın ötesinde bir yazdıranın olduğu muhakkak.

Siz şunu yazacağım diye planlarken bir konu beyninize musallat olur. Her türlü araştırma ve dokümanınızı yazacağınızı zannettiğiniz bahis için toparlar, ona konsantre olmaya çalışırken musallat fikir, iç dünyanızı sürekli zorlar. Suyun kendine yol arayıp yer yüzüne çıkma çabasına benzer bir haldir bu süreç. İrade dışıdır. Zaptu rapt altına alınamaz. Ne ölçüde taraf olsanız; beyninizin yoğurduğu ilk konu üzere niyetlenseniz de teşebbüsünüz yarım kalmaya mahkûmdur. Bu ilham nereden ve nasıl ve niçin eser bilinmez? Ama...sizi zorlar ve dilediği mecraya çeker. İşte gündem... Bir numaralı gündem madddesi, hükûmetin ekonomik tedbirler paketini açması. Artık Ankara-İstanbul farkı diye bir şey kalmamış. Başbakanın basın toplantısını ânında takip edebiliyorsunuz. Yakında telekonferans tarzı toplantılar ağırlık kazanınca medyanın Ankara ayağı da tartışma sebebi olabilir. İkinci gündem maddesi ise Emek Platformu''nun yürüyüş kararı. Sonra yakalanan üçüncü PKK''lı var. Ve diğerleri. Yani iç ve dış sıcak olaylar. Bütün bunlar dururken bir fikir sabahtan beri hayatiyet kazanma peşinde. Neye yöneldik, neyi yazmak için çabaladıysak nâfile. O ısrarından vazgeçmedi? Elimiz mahkûm. Mecburen ondan bahsedeceğiz. Öyle uzun uzadıya değil. Zaten gerek de yok. Ârife tarif ne hacet. Yazının belli bir maksadı da yok. Hedefi hiç yok... Dünya yaratıldığından beri insanoğlu değişim halinde. Dinler dahi tekâmül ederek en mükemmelini bulmuş ki O''nun adı İslamiyet. Değişen insanın en mükemmeli Peygamberler. Ondan sonrakiler, mürşid-i kâmiller, veliler, âlimler, salih kullar, san''atkârlar. İnsan sadece tekerleği bulmakla kalmamış. Cebiri keşfetmekle yetinmemiş. İnsan, kendi iç dünyasında da ilerlemiş, değişmiş, olgunlaşmış. Bunun lafını etmek kolay ama yaşanması çetin. Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin çilehanesini görenler ne demek istediğimizi daha iyi anlarlar. Onların kırk gün sabrettikleri hücrelerde bizim dört gün kalmamız yiğitlik olur. Zaten kalamayız. Bunlar insanın Rahman''a doğru değişimi. Bir de şeytana doğru değişim var. İşte o kötü... Malla, evlatla, servetle, makamla, işle, unvanla, müdürlükle, bakanlıkla, çevre ile...değişmek. O bir felaket. O, maziyi red, dostları red ve haliyle kendini red... Bu anlamda değişmek değil değişmemek lazım. Enver Ören ağabeyimiz yıllar evvelinde ''şartlar değişsin fakat siz değişmeyin'' demişti.

İnsanın macerası burada bir kere daha ortaya çıkıyor. İnsan, bir kere daha kendi kendisi ile kavgalaşıyor. Bir cephesi ile değişmek zorundayken, diğer cephesi ile de değişmemek zorunda. Değişmek gerekirken değişmemek, değişmemek gerekirken değişmek insanı çekilmez yapıyor. Şartlar değişmeli, fakat insan, kendisi kalmalı. Trajedi orada ki insan şartlardan önce değişiyor. Arabaya binip atı süreceğine, kendini arabaya koşuyor. Neylersiniz ki insan kusurlarla dolu. Lakin kusuru kendimizde değil, karşımızdakinde arıyoruz. Değişmek ve değişmemek uçağın iki kanadı gibi. Uçak, o kanatlarla denge kurarak menziline varıyor. Bunlar dile gelmek için gündemi dinlemediler. Başbakanı, Emek Platformu liderlerini, Kıbrıs''ı, onu, bunu hiçbir şeyi dinlemediler. Bizi aştılar. Halbuki bunlar, hep bilinen hep söylenen doğrular. Yine de siz söyleyene değil, söyletene bakınız.

Zaten mavi gök altında söylenmedik ne var ki!..