Gündemde gençlik var; onların tahsili, istikbali, başarıları, bir avuç hüsrana dönen pişmanlıkları. Yüz binlerin üniversite kapılarına yığılması. Bunlardan bir kısmının kazanabilmesi. Bazılarının kazandım sanarak tahsil adı altında yıllarını öldürmeleri. Sadece pek azının sahiden kazanmaları... Fen liselerine, imtihanla girilen önemli liselere müracaat sonuçlarının dolayısıyla buraları birincilikle kazananların belli olması. Anne-babaların ışıldayan gözleri. Yabancı ülkelerde tahsil temin eden aracı büroların pazarlama faaliyetlerini hızlandırmaları. Liselerin yaz kampları açmaları... Özel okullar, ücreti özel üniversite-YÖK üniversitesi rekabetinin keyif verici gelişmesi. Ve daha sayamayacağımız kadar iş. Bütün bu saydığımız ve sayamadığımız işlerin hepsi eğitimle alakalı. Osmanlı''da eğitim 4 yaş 4 ay 4 günlükken Kur''an-ı kerîm talimi ile başlarmış. Bugün de aynı yaşa dönüldü...ana okullarının sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. 4-5 yaşlarında başlayan koşu 25''lere dayanmış bir ömürle devam etmekte. Okul öncesinden itibaren bütün bu kurs, hususi hoca, kamp, yurtdışı yorgunlukları ne için? Üç sebebe dayanıyor. İyi İngilizce bilmek.. İyi bir üniversite bitirmek....
İyi maaş almak. Modern ebeveyn, evladının hayatını bu üç iyinin üzerine oturtuyor. İstisnai görüşte olan bazıları hariç tutulursa hemen bütün ailelerin rüyaları bu üçten ibaret. Daha sonra da çocuklar, yeni üç rüyanın ardısıra gidiyorlar. İyi bir eş, iyi bir ev, iyi bir otomobil.. İşte ömürlerin hülasası.. Bunlardan kaçında isabet kaydediliyor bilinmez. Bilinen tek şey, iki rüya arasındaki gencin hayata atıldığında katı gerçeklerle yüz yüze gelmesidir. O zaman görüyor ki, daha çocukluğuna doymadan, oyuna oyuncağına, anne kokusuna doymadan 20-25 yılını uğruna feda ettiği uzun mücadele kendisine çok da fazla bir şey vermemiştir. Evet; belki, çocuklar iyi İngilizcelere, iyi maaşlara....yazlıklara kavuşuyor ama çok kavuşulması gerekenden de haberdar olamıyor. Onlar da esasta üç tane. İnanç, hüner, görgü ... Hep, hep, hep tek kanatlar geliştiriliyor. Tek kanatlı kuş uçmaz. Bir insan bin yıl yaşayacakmış gibi o yüklemeler mutluluğu tek başına getiremiyor.
Maddî refah, gönül ferahlığına kapılar aralamıyor. O kadar ağır tahsil yapan birinin müstesna insan olması gerekmez mi? Doğru, fakat olamıyor. Çünkü bugünkü eğitim sistemi vermiyor alıyor, katmıyor eksiltiyor, zenginleştirmiyor fakirleştiriyor. Eğitim sistemi ile millet arasında doku uyuşmazlığı var. Sanki bir çaresiz illetle karşı karşıyayız. Sistem, diploması olan ama bir şey olmayan fabrikasyon üretimde. Kalıpları aşıp bir şey olabilen o kadar az ki... Meselemiz bu azları çok yapmak. Bunun da sırrı, diplomanın ötesini keşfetmekte.

