Kaydet
a- | +A

Siyasi, sosyolojik; her ne hal ise ve sebebi ne olursa olsun Türkiye, son senelerde çok ciddî bir tesettür krizi yaşadı. Bu yüzden çok acılar çekildi, çok göz yaşları döküldü. O fırtına eserken herkes, Diyanet''in bir açıklama yapmasını bekliyordu. Konu dinin bir farzı ile alakalıydı fakat Diyanet İşleri Başkanı''ndan çıt çıkmadı. Bu dondurucu sessizlik Başkanın bilgisizliğinden olabilirdi. Hatırlanacağı gibi Mehmet Nuri Yılmaz, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal''ın cenaze namazını kıldıramamıştı. Onun için Türkiye''nin huzursuzluk dalgaları ile boğuştuğu bir dönemde teskine ihtiyacı varken o makamı işgal eden şahsın bundan dikkatle imtina etmesini böyle bir ehliyetsizlik şüphesi ile karşılamıştık. İşte bu Diyanet Başkanı, bir süredir ortalığa düşmüş muhataplarının dinde reform olarak yorumladığı sütun sütun beyanatlar veriyor. Şu manzarayı tahlil ettikten sonra sevimli başkanın inananlara karşı gösterdiği edebi görerek hükmü siz veriniz: Yer Saraybosna''da bir otelin konferans salonu. Avrasya İslam Şûrası toplantı halinde. Elektrikler kesilir.

Maalesef Diyanet İşleri Başkanımız olan zat, karanlıkta sözümona espri yapar. Doğrusu espri de güler yüzüne çok yakışır. Bu öyle bir espridir ki benzerleri ancak bir kısım eski Yeşilçam döküntüsü filmlerde var. O filmlerde imam, namaz, dua alay konusudur. Aynı netice... Karanlıkta Başkanın sesi işitilir: -Dua edelim elektrik gelsin.

Aman ne kadar komik. Birileri gıdıklasa da gülsek. Küçümsediği ecdadı tanısaydı onların "latife, latif gerek" güzelliğinden haberdar olur, böyle bir gaf yapmazdı.

Bu nasıl kibirdir böyle? Güya cahil Müslümanlar çalışmayarak her iş ve aksaklığın hallini dua ile beklerler. Ayıp!.. Çok ayıp!.. En ücra kasabanın mahalle imamı dahi milletlerarası bir şûrada bu hakareti yapmazdı.. Cenaze namazı kıldırmakta zorlanan, vatandaşının derdi ile dertlenmeyen, davranışı böylesine hafif birinin din adına ortaya koyduklarının ne itibarı olur ki? Şu iddiaya bakınız: Mehmet Nuri Yılmaz''a göre 600-700 yıl önce yazılmış fıkıh mecmuaları günün ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Bay Başkan "o günlerde Bedevî Araplar için öngörülenler, bugün Anadolu halkının ihtiyacını karşılamamaktadır" diyor. Bu sözün neresini düzeltmeli? Bir kere 600-700 sene evvel Osmanlı Türklerinin hakimiyet dönemidir. Bedevî Araplar nereden çıkıyor. İkincisi İslamiyet insana hitap eder. Fıkıh hukuktur. Onun temel kaideleri vardır. Temel değişmez. Uygulamalar farklı olur. Mesela fıkıhta "yolculukta namaz" diye bir bahis vardır. Her zaman da var olacaktır. Ancak yolculuk yapılan binek bir devirde at, merkep, deve iken, bugün, vapur, tren, otomobil, uçaktır.

Avrasya İslam Şûrasında "Anadolu halkı" demek mahalli kalmak olur. Konuşmanın diğer yerlerinde hoşgörü ve diyalogdan söz eden, Yahudi, Katolik, Ortodoks temsilcilerini dinleyen Başkanın "bedeviler" diye İslam dünyasını küçümsemesi çirkin bir tutumdur. Araplarla aramızı açması yönüyle de millî menfaatlerimize ziyan verici bir işgüzarlıktır... Mehmet Nuri Yılmaz, aynı toplantıda bir de bir hedef koymaya çalışmış. Şöyle diyor: -İşte insan budur! diyebileceğimiz insanı yetiştirmeliyiz. İnşallah ama kim yetiştirecek? Kim kime bakarak "işte İslam bu!" der bilemeyiz; lakin, Bay Başkana bakarak "işte İslam bu değildir!" demekse gayet mümkün.

Makamların ömrü mavi boncuk dağıtarak uzamaz.

Kadere inanan böyle yapmaz. İmam-ı Âzam''ın, İmam-ı Hanbel''in, Abdülkadir-i Geylani''nin ....yazdıklarını okumakta acze düşenlerin onlara dair konuşmaları ne kadar abes.

Herkes yerini belli ediyor...