Aradan 75 yıl geçmişken hâlâ rejimin değişebileceği korkusunda olmak inanılır gibi değil. Süleyman Demirel''in "Cumhurbaşkanı''nı halk seçsin" teklifine Bülent Ecevit''in gösterdiği duyarlıktan söz ediyoruz. Başbakan''ın konuya ilişkin kaygılarını iki başlık altında toplamak mümkün. Birincisi şöyle:
-Demirel''in teklifinin kabulü rejim değişikliği anlamına gelir!.. İkincisi de şu şekilde: -Cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir modelde yürütme organı ne olacak? Hükûmetin işlevi ne olacak? Bu soruların cevapları açık değil. Ecevit, daha sonra dediklerinin mantığını açıklıyor: -Sayın Demirel''in teklif ettiği model, dünyada demokrasisi çok gelişmiş birkaç ülkede başarı ile uygulanabiliyor. Özellikle Türkiye''nin bazı yörelerindeki feodal yapı da göz önünde bulundurulursa çok sakıncalı sonuçlar doğabilir. Bu sebeple sayın Cumhurbaşkanından farklı düşünüyorum. Başbakan, ayrıca kendi tezinin Demirel''in bir dönem daha başında kalması formülü olduğunu da tekrarlıyor. Herkes gibi sayın Ecevit''in Demirel''den farklı düşünmesi normaldir. Sayın Süleyman Demirel''in rejimi tehlikeye sokacak bir teklifte bulunacağını söylemekse anormal. Öyleyse Ecevit neden bu kanaatte? Herhalde Demirel, bu milleti Bülent Ecevit''ten daha iyi tanıyor.
Başbakan''ın dilinin altındaki şu: Güya böyle bir sistem işlerse Türkiye''ye İran gibi bir model gelir. Kendinden bu kadar şüphenin tıptaki adı her ne ise birileri lütfen onu hatırlatsınlar. Bu olmaz, kabulü mümkün değil. Hele fikrini oturttuğu mantık: Eğer, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi dünyanın sayılı birkaç demokrasisinde işliyorsa biz neden o demokratik nimete kavuşmayalım? Mantık, halka yabancı bir anlayışı hatırlatıyor.
Esasa dair böylesi ciddi bir kaygı taşıdıktan sonra "yürütme organı ne olacak?" suali çok da dert değil. Eğer, birinci kaygı sahihse diğerlerinin üzerinde dahi durmaya değmez. "Feodal yapı" iddiası da öyle. Ecevit''in kendine mahsus saplantıları vardır. Feodal yapı fikri onlardan biri. Bu görüş, devrini çoktan tamamladı, "Haraptar Köyü" çoktan satıldı. Keban, Karakaya, Almanya, çevre yolları, TV, internet çok şeyleri yıktı. Yukarıdaki bakışta tutarsız görünen bir taraf daha var. Ecevit, "ben, Demirel''in görev süresi bir dönem daha uzasın diyorum, O ise kabul etmiyormuş" diyerek serzenişte bulunuyor.
Sayın Başbakan, ya yoğun işleri yüzünden mes''ele ile yeterince alakadar olamamış veya konuşma ayak üstü geçtiğinden hakkı verilmemiş. Cumhurbaşkanı''nın TBMM''nin yeni yasama yılı açış konuşmasındaki nutku, şahsıyla alakalı değil ki. O bir devlet reformundan bahsediyor. Demirel''e yöneltilecek eleştiri, hizmet müddeti değildir. Neden bugüne kadar beklediği sorulmalı. Bir Başbakan''ın, üstelik halkçılık iddiasındaki bir politikacının halka biçtiği bu değer haksızlıktır. Evet, Bülent Ecevit, halka haksızlık ediyor. Milletin önüne set , duvar, engel olunmamalı. Bugün seçmenin önemli bir bölümü daktiloyu hiç tanımadan bilgisayarla yazıp yazışan kitle. Daktilodan çıkan notlarla bu kitle tanınamaz. Rejimin tehlikeye düşeceği kaygıları artık itibar göremez. Ne kırklarda yaşıyoruz, ne ellilerde. Aslında o zamanlarda bile böyle bir tehlike var mıydı? Halka itimad edilmeli. O imrenilen, ileri demokrasiler, Türkiye''ye de gelmeli. Gelmesi için tıkanık noktalar açılmalı. Aydınlar... Anayasa Mahkemesi Başkanı... Yargıtay Başkanı... Ve nihayet Cumhurbaşkanı, aynı doğruları seslendiriyorlar.. Bu sese ilk iştirak edenin Bülent Ecevit olması gerekmez miydi? ''70''li yılların meşhur "bu düzen değişmeli" sloganı, mavi gömlekli Karaoğlan''ın ağzında sakızdı. Şimdi ise az kalsın "bu düzen değişmemeli!" diye bağıracak. Zaten, dediği de o değil mi? Ne hazin ki öyle... Dişliler birbirine girmiş, çark dönmüyor, sayın Başbakan. Millet reform beklemekte.

