Hakîkaten iyi bir polis müdürüydü. Bugün Bolu Emniyet Müdürü olan Uğur Gür''ün unutulmaz antikomünist mücadelesi gibi Sadettin Tantan da ahlak düşmanlarına karşı büyük bir mücadele vermiş ve sonucunu almıştı. Ne gariptir ki Gür''leri, Tantanları.... milliyetçi çizgideki diğerlerini MC''den sonra iktidara gelen Ecevit kızağa çekmişti. Paradoksa bakınız. O gün Bülent Ecevit''in görevden aldığı, hedef olan polis şefleri, bugün kendisinin ya bürokratı veya bakanı. Yaşar Okuyan da öyle. Okuyan''ın Ecevit''e karşı üstünde asker parkası ile ülkücü yürüyüş içinde olması muhakkaktır. En azından Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti Başkanı sıfatı ile devrin CHP''li başbakanı Bülent Ecevit aleyhine beyanname neşretmiştir. Ne gibi? Tıpkı Uğur Mumcu gibi... Uğur Mumcu''nun yazıları tedkik edildiğinde Tantan aleyhine kaleme aldığı yazılar görülecektir. Hani güzel bir söz vardır: -Dostuna her bildiğini açıklama, gün gelir düşman olur. Düşmanına da elinden gelen her kötülüğü yapma gün gelir dost olur. Uzağa gitmeye gerek yok; Demirel''le Ecevit''in bugün böylesine can-ciğer kuzu sarması olmasındaki asıl sebep lisanı halle birbirlerinden özür dileme arzularıdır. Mumcu ailesi bir zamanlar Tantan için kimbilir neler düşünüyorlardı Şimdi minnet duygusu içindeler. Uğur Mumcu, dünya görüşünü paylaşmadığımız bir aydın. Sosyal demokrasinin marksizme daha yakın kanadındaydı. Kemalizm, laiklik O''nun için bu fikrin sosuydu. Ancak çalışkan, gözüpek ve dâvâsında samimi bir insandı. Süleyman Demirel başkanlığındaki hükûmetlerle en amansız şekilde kavga eden sütun sahiplerindendi. Polemikçilikten öte kavgaya varan mücadeleciydi. Takip prensibi tamdı. Gün Sazak gibi, Abdi İpekçi gibi, İlhan Egemen Darendelioğlu gibi... O da berbat bir suikast sonucu hayatını kaybetti. Belki bugün hayatta olsaydı...
O da 5+5 uğruna ter dökecekti. O''nun da gerekçesi istikrar olacaktı. Oysa Mumcu için milliyetçiler faşist, Demirel Amerikan temsilcisiydi. Zaman çok kimsede değişiklik yaptığı gibi Türkiye sevgisi ile dolu bu insanı da değiştirebilirdi. Kim şimdi kalkıp da Uğur Mumcu''nun cenaze töreninde bağıran herkesin hâlâ aynı görüşte olduğunu iddia edebilir. Tabutun arkasında yürüyen binlerin "kahrolsun şeriat" dedikleri bugün dahi buruk bir hatıradır. Bu şekilde avaz avaz bağırarak Cağaloğlu yokuşunda yol alan cenaze alayı, ya tabutu camiye götürüyordu, veya cenaze namazından geliyorlardı. Yani bilfiil bir şer''i yükümlülüğün edası içindeydiler. Istırap verici tezatlardan biri de bu. Yabancılaşmanın cezasını çektik. Önce kültürel yabancılaşmaya düştük. Sonra insan insana yabancılaştık. Komşu komşuya, meslektaş meslektaşa, siyasetçi siyasetçiye... yabancılaştı, diyaloglar kurulamadı. Sonra karşılıklı oturup bir çay içimi konuşma fırsatı bulunca köprülerin altından çok sular akmış olduğunu, fidan gibi gençlerin toprağa düştüğünü, darağacına çekildiğini acı ile farkettik.. Zira onlar hayatını verirken geride kalan ayrı kamp mensupları, gün geldi aynı kabinede vazife yaptılar. İnsanlara peşin hükümle yaklaşmamak lazım. Hele hele düşüncelerinden dolayı onları cezalandırmaya kalkışmak!.. Sazaklar, İpekçiler, Darendelioğulları, Mumcular, Aksoylar ve daha niceleri taşıdıkları düşüncelerden dolayı bedel ödediler. Hiç bir insanın fikri kanı ile tartılmamalı. Bunu vicdanlar kabul edemez... İslam''da da her sisitemde de ceza verme hakkı mahkemeye aittir. Kişinin kişiyi cezalandırması kim adına olursa olsun ayrıca cezayı müstelzimdir. Hatta hatta, bir haksızlığa maruz kalanın dahi ihkakı hak yapması, yani kendi eli ile ceza vermesi dahi suçtur.
Onun için yapanın yanına kâr kalması cinsinden faili meçhullerin sürüp gitmesi ayıpların en büyüğü idi. Polisin kangrenleşmiş bir suikasti ortaya çıkarması her türlü takdirin üstündedir.
İnşallah diğer faili meçhul cinayetler de meçhullükten malumluğa döner...

