Filistin; bitmeyen dram" yeni mevsimde sahnelenen bir tiyatro ismi değil. Filistin, yurdunu kaybetmişler ülkesi. Bu ülkenin insanları yarım asırdır mücadele veriyorlar. Şehîdleri on binleri buldu. Son şehîdleri ise 12 yaşındaki Rami el Dura... Şimdi, öbür âlemin güzellikleri içinde olan küçük Rami''yi anlatmaya lüzum var mı? Eğer dünyada olup bitenlerle birazcık alâkanız varsa Rami''yi tanımışsınızdır. Zira televizyonlar O''nun ölümünü tekrar tekrar gösterdiler. Buna rağmen hâdiseyi bir kere daha anlatalım... Cuma veya cumartesi. Cuma ise Müslümanların cumartesi ise Musevîlerin kutsal günü. İnsan canına kıymak kötü. Böyle günlerde daha büyük günah.
O gün, "Beyrut Kasabı" diye nam salmış Ariel Şaron, Harem-i şerîf''i ziyaret ediyor. Bu ziyaret sırasında birkaç Filistinli çocuk taş atıyorlar. Böyle bir taşkınlık yapmasalar daha iyi ama çocuk bu yapıyor. Onların taş atması ile birlikte Yahudi silahları kurşun kusuyor. Ölen ölene. Acaba o çocuklar kullanıldı mı? Hiç farkında olmadan tahrik mi edildiler, kandırıldılar mı; yoksa zaten onlar Filistinli değil miydi? Çünkü başkentin Kudüs olması veya olmaması mevzuunda iki taraf arasında ihtilaf yaşanıyor. Bir senaryo yazılmış olabilir. Bir mukaddes mekâna Şaron gibi ismi insan kasabına çıkmış sivri biri götürülecek, attıkları adımın önünü arkasını hesaptan uzak çocuklara taşlattırılacak ve ardından gelsin çatışma. Maksat Filistinlileri barışmaz, uzlaşmaz ve saldırgan göstermek. Değilse... O çocuklar, taş atarken İsrailli askerler havaya ateş edemezler miydi? Öyle yapmadılar; aksine Filistin tarafından geçen haberli habersiz herkesi taradılar. Onlardan ikisi de Cemal el Dura ile yavrusu... Baba-oğul kimbilir nereye gidiyorlardı? Evden çıkmış işe mi, okul için hazırlık yapmaya mı, sıcacık evlerine mi? Bunlar meçhul. Bilinen bir şey var ki o da bir baba ile oğlunun her şeyden habersiz sokakta yürürken İsrail askerleri tarafından hedef seçilip kurşunlanmalarıdır.
Babanın bir sığınak arkasından oğlunu korumak için kıvranması, kanatları altındaki küçük Rami''nin karnından kurşunlanması, ardından kendisinin vurulması... Bunları televizyonlar kare kare bütün dünyaya gösterdiler. Çocuk, şimdi hayatta değil.
Babaya gelince sağ olup olmadığı henüz bilinmiyor. Kabul edelim ki sağ!. Bu dramatik manzaradan sonra ona ''canlı'' denebilir mi? Bunlar olurken hariciye teşkilatlarından ses çıkmadı. Ölü sayısı 30''u bulmuş durumda. Belki hariciyecilerin kendilerine göre hesapları vardır. Peki ya insan hakları kuruluşları, çevreciler, UNESCO vs. onlar neredeler?
Yoksa bir Filistinli çocuğun bir balina, bir kaplumbağa kadar değeri yok mu? Bir Filistinli babanın yüreği acı çekmez mi sanılıyor? Dünya, Filistin''e bir ân evvel devlet kurma hakkı tanıyarak böylesi dramlara nihayet vermelidir. Şayet bu dram devam edecekse ne faydası var yeni bir yüzyılın veya yeni bin yılın?
Bu manzaralar geçen asır ve geçen bin yılda bol bol yaşandı. Dramlar, trajediler, gözyaşları sürecekse alın sizin olsun bu utanmaz çağ!...

