Her şey bir sinema filmi gibi cereyan edecek...
Duruşma saatinde hakimler bir taraftan savcılar öbür taraftan kürsüye çıkacak, şehîd avukatları ile sanık avukatları kendi yerlerini alacaklar. Bu arada askerler sanığı getirecekler... Mahkeme Başkanı Mehmet Turgut Okyay, zabıt kâtibesine:
-Yaz kızım, diyecek, belli gün ve saatte duruşma başladı. Taraflar hazır. Sanık Öcalan''ın getirildiği anlaşıldı; bağsız olarak yerini aldı... Bundan sonra Mahkeme Başkanı sanığa son bir diyeceği olup olmadığını soracak. Sanık, isnad edilen suçu kabul etmediğini beyan edecek. Mahkeme Başkanı tekrar: -Yaz kızım, diyecek, sanığa son sözü soruldu; söz alan sanık Öcalan, suçu kabul etmediğini beyan etti... Dedikten sonra "gereği düşünüldü" diyecek. Zabıt kâtibesinin parmakları bir piyano tuşlarını çınlatırcasına klavye üzerinde bir o yana bir bu yana gidip gelecek. O ân, unutulmaz zamanlardan biri olacak...Herkes heyecanlanacak... Şehîd anaları -hele analar, hele analar- heyecanlanacak ve gözyaşlarını saklayarak ağlayacaklar. Şehîd eşleri ağlayacak, şehîd babaları ağlayacak, gaziler her nedense ağlamayacak ama vuruldukları ânı hayal edecekler.
Şehîd avukatları da bütün tecrübelerine ve belli etmeme arzularına rağmen heyecanlanacak, müdafi avukatlar, asabileşecekler. Karar istemedikleri gibi tecelli ederse hadise çıkartma niyetinde oldukları görülecek. Sanıksa ellerini bir yere sığdıramayacak, dudakları kıpırdayacak, soğukkanlı olduğu intibaını vermeye uğraşacak fakat başaramayacak. Sanığın bütün ömrü bir lahzada gözlerinin önünden akıp gidecek. Bu sırada mübaşir bir kenarda dururken kendi kendine "Bu adamdan lider mi olur? Kendi canının derdine düşmüş korkağın teki..." diye düşünecek. Hayrettir aynı ânda aynı şeyi fotoğrafçı ile kameraman da düşünecekler. Haberciler, meslek hayatlarının sayılı günlerinden birinde olduklarını bir kere daha hatırlayarak, bazıları ileride yazacakları kitabın ilk taslağını tahayyül edecekler... Bunların hepsi 10-15 saniye içinde cereyan etmişken Mahkeme Başkanı sözüne devam ederek "...gereği düşünüldü; sanığın Türk Ceza Kanunu''nun 125. Maddesi ile idamına , TCK''nın 59. maddesinin tatbikine yer olmadığına, Yargıtay yolu açık olmak üzere sanık ve müdahil vekilleri ile bir kısım müdahil hazır olduğu halde sanığın yüzüne karşı ve gerekçeli karar bilahare yazılmak üzere oy birliği ile karar verildi..." O sırada "çat" diye bir ses işitilecek... Bu, Başkanın kırdığı kalemden işitilen sestir... O ses, her şeye konmuş bir nokta gibidir. Kısa bir ân sükût olacak. Hey''et ayağa kalkıp yerlerini terk ederken şehîd yakınları birbirine sarılıp hıçkıracak, şehîd avukatları tebrikleşecek, sanık vekilleri seslerini yükselterek homurdanacaklar. Sanığın yüzünün kâğıt gibi olduğu görülecek... Koluna giren askerler, O''nun ağırlaşmış olduğunu hissedecekler. Küçücük yetimler kocaman kocaman bakacaklar. Her şey bir sinema filmi gibi cereyan edecek... Film, hayatın taklididir.

