İşte böyle; bir varmış bir yokmuş. O mutlak gerçek, ne şöhret dinliyor ne de sanatçı olmayı. Her nefs istisnasız ölümü tadıyor. Bunu Kitap, aynen haber vermekte."Külli nefsün zaikat''ül mevt."
Sonunda Kemal Sunal da
öldü...
Köyden kente göç, kendi kültürü oluşturuyordu. Bu bir anlamda dışlanmışların hayat tarzıydı. Bu garip üslup, kendi temsilcilerini de yetiştirdi.
Orhan Gencebay, Yılmaz Güney, Kemal Sunal ve diğerleri.
Orhan Gencebay, köy-şehir arasında arabesk kalan insanın dert ortağıydı. Ezilen, horlanan, varoşların dar sokaklarına sıkışan insan, Orhan Gencebay''ın sesinde teselli buluyordu. Kent kıyılarında tutunmaya çalışanlar,
tıklım tıklım dolu minibüslerinde çaldıkları plak ve kasetlerle O''nu burnu havadaki burjuvaziye zorla kabul ettirdiler.
TRT''nin ekran ve mikrofonları Gencebay''a böylece açıldı...
Yılmaz Güney''e kadar Yeşilçam, yakışıklı erkeklerin icrayı san''at ettikleri bir mekândı. Aktör olmak için mutlaka briyantin saçlı, kaytan bıyıklı, baygın bakışlı jigolo tipli erkek olmak şarttı. Bunu ilk defa Yılmaz Güney yıktı. Devrin basını, başarısını gördükten sonra bu kara-kuru adama "Çirkin Kral" dedi. Çirkin Kral, kendine iki kurşun sıktı, biri ideoloji kurşunu diğeri tabanca kurşunu...
Türk sinemasının dünkü kaybı Kemal Sunal''a gelince... Kemal Sunal, iyi bir karikatüristti.
Emsalsiz bir mizah ustasıydı.
"Salak" intibaı veren saflığı, "aptal" zannedilen tabiiliği ile insanları kırıp geçirmekteydi. Bir zamanlar dört dağ arasına sıkışmışken
büyük şehre gelince onun insan yutan canavar yanı karşısında çaresiz kalan Varoşlu, Gencebay''la inliyor, Yılmaz Güney''le adaletsizliğe isyan ediyordu. Bu stresleri yaşayan insanın gülmeye ihtiyacı vardı. Yeşilçam yönetmenleri, varoşlu insandan
yepyeni bir tip çıkarttılar. Başlangıçta varoşlu O''nun filmleri ile kendi açmazlarına gülüyordu. Aynaya bakmaktaydılar. Kemal Sunal,
sonra bunu dengeledi. Şehirli insanın zalim kurnazlığını da alay konusu yaptı. Böylece toplum her kesimi ile bu "dişlek" gülüşlü" saf tipe bağlandı. Eğer, o büyük kabiliyeti ile evrenseli yakalasaydı bugün dünya çapındaydı. Dün Başbakan Bülent Ecevit bile Kemal Sunal filmlerini hiç bıkmadan defalarca seyrettiğini ve bundan sonra da seyretmeye devam edeceğini söyledi. Bu sürpriz itiraf dahi kendi halinde bir sanatçının nerelere kadar uzanabildiğinin göstergesidir.
Sayın Ecevit''in dile getirdiği defalarca seyretme sözü Kemal Sunal san''atının anahtar cümlesidir. O kadar ki merhum Sunal dahi senelerin eskitemediği ilgiyi izahta çaresiz kalmıştı. Bizzat kendisine dair doktora çalışması yapması bu yüzdendir.
Orhan Gencebay, Yılmaz Güney, Kemal Sunal... Belki; fakat muhakkak olan Barış Manço ve Kemal Sunal''dır. Her ikisi de iki ayrı uçta halkla bütünleşerek sevgi köprüleri kurdular.
Kemal Sunal dün öldü.
Çevirdiği uzun metrajlı filmler, televizyonlarda defalarca oynatılırken O, mevzuat izin vermediği için beş para alamıyordu. Tam malum reklam filmi ile hayata ''e kolay'' diyecekti ki kalp krizi O''nu aramızdan alıp götürdü.
Sloganı gibi acaba ölümü de kolay oldu mu?
Filmlerinde en gerilimli anlarda 32 dişi ile birlikte gülerek karşısındakileri yumuşatıyordu. Acaba ölüm meleklerine de gülebildi mi, onları da yumuşattı mı?
Tabutuna alkış tutanlar bunları düşünecek mi dersiniz?
Yoksa beklenmedik ölüm karşısında dehşete düşerek Çiçek Pazarı''na mı uğrayacaklar? Ne yaparsınız öyle bir gerçek ki ne gülmenin faydası var, ne ağlamanın ne de alkış tutmanın.
Tek çare dua. Herkes ona muhtaç. Sanatçı da hamal da siyasetçi de. Yer-gök dua üstüne.

