Tekme-tokat dövmek, eşinin önünde çırılçıplak soyup işkence etmek, sürahi dolusu tuzlu su içirmek, vücuda yüksek voltajlı elektrik vermek, Filistin askısına asmak, soyup veya soymadan üstüne hortumla tazyikli su sıkmak, kafasını su dolu kovaya batırıp çıkarmak, edep yerlerini burmak veya tacizde bulunmak, eli-kolu gözü bağlı iken tecavüz etmek, falakaya yatırmak, çengele asmak, kediyle bir çuvala koymak, üstüne kum çuvalı düşürmek, yüksek volümlü kaset çalmak, yüksek voltajla aydınlatan ampul altında tutmak.... İşte işkence metotlarından bazıları. Daha birçoğu bulunuyor. Saymaya insan yüreği dayanmaz. Bu kadarını dahi mecburen yazıyoruz. Bizim yazmaya ve okumaya dayanamadığımız bu işkencelere bir de maruz kalanlar var. Onlar kim olursa olsun. Hangi fikirden yana olursa olsun neticede insan. Yapanlar da insan. İnsan insana böylesi muameleyi nasıl reva görür? Kalbinde zerrece insanî duygu taşıyan bir kimse, bunların yüzde birine dahi cesaret edemez. Kim ne derse desin, işkence de işkenceci de işkenceden mahvolmuş hayatlar da var. İşkenceci, birtakım değerler uğruna bunları yaptığını iddia eder... İddiası da işkence görenin hain olması. İşkencecinin eline düşen her kim olursa olsun, suçu sabit olmamış bir zanlıdır. İlk tahkikatının ardından mahkemeye sevk edeceğine işte böylesi sadist yollara sapıyor. Şaşırtıcı olanı işkenceyi sadece erkekler yapmıyor. Bazı kadınlar da canavarlaşmakta. İfade elde etmek mazeret olarak ileri sürülemez. Eğer işkence meşru olsaydı herhangi bir hukuk sistemi buna izin verirdi. Hiçbir din, topluluk, millet ve hukuk düzeni, işkenceye rıza göstermemektedir. Aksine şiddetle yasaklanmakta. İşkence bırakınız insanı hayvana dahi yapılmaz. Her şey daha sorgu safhasında işkence ile elde edilecekse hakimlere, savcılara, avukatlara, mahkemelere, yargıtaylara ne gerek var? İnsan, işkencecinin psikolojik yapısını hayal edince dehşete düşüyor. İffetini kaybeden, dudağı patlayan, kaşı yarılan, ağzı kanayan...mağdurlar feryat ederken o nasıl dayanır? Bu insanlar, çocuklarının, eşlerinin, sokakta karşılaştıkları kimselerin yüzlerine nasıl bakarlar? Sofraya oturunca nasıl yemek yerler? Başlarını yastığa koyunca uyuyabilirler mi? Aynaya hiç mi bakmazlar? Kendilerini neyle, hangi inanç, maksat ve idealle teselli ederler? İşkenceci insan olamaz. O insan şeklinde farklı bir yaratıktır. Yaptıkları sadece bir kişiye maddi eza ve cefa değildir. Mağdur yakınlarına da mânevî işkenceler etmekteler. İşkencenin de işkencecinin de sosyal hayatımızdan süpürülüp atılması gerekir. Onun için TBMM üyeleri, hükûmetler, yargı, medya, sivil toplum kuruluşları ve aydınlar, mes''eleye olanca ciddiyeti ile sahip çıkmalılar. İnsan hayatı azizdir, hiçbir servetle değiştirilemez.
İşkencenin açtığı yara nasıl telafi edilir? Ya sonu ölümle bittiğinde!.. İşkenceciler, CMUK''un hafifletici sebeplerinden yararlanmamalı. İşkence yaptığı mahkeme kararı ile sabit olanlar da vatandaşlıktan çıkartılmalıdır. Onlara karşı hukuk yolu ile en sert tedbirler alınmazsa kimbilir daha nice canlara kıyarlar. İşkence insanlık suçudur. Allah''tan korkan hiç kimse hiçbir maksatla bu suçları işleyemez.

