Ne yazık ki Ankara, yazılıp çizilenleri; şuradan yapılan teklifleri değerlendiremedi. Hükûmetimiz, "biz kendi derdimize düşmüşken bir de Orta Doğu ile mi uğraşacağız" dercesine Filistin dramına mesafeli kalmayı tercih etti. "Kendi derdimiz" Ermeni meselesi idi. Bu mesele ABD üzerinden Ankara''ya yıkıldıktan sonra Filistin dramı sahnelendi. Ankara, bunu görebilmeli ve her iki problemin de üstesinden gelen cevval politikalar üretmeliydi. Böyle yapılacağına "telefon diplomasisi" tercih edildi. Halbuki Moskova, dışişleri bakanını ilk ândan itibaren Şam''a gönderdi. AB''nin dışişlerinden sorumlu temsilcisi de BM Genel Sekreteri de bölgeye gelmişlerdi. Türkiye''nin Başbakan Bülent Ecevit, Dışişleri Bakanı İsmail Cem, dışişlerinden sorumlu devlet bakanı Şükrü Sina Gürel, Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, Genelkurmaydan bir general ve geniş bir uzman hariciyeci ve gazeteci grubu ile Orta Doğu çıkarması yapması şarttı. Hatta daha güzeli, daha yerinde olanı, daha netice alıcı olanı bu ekibin başında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''in yer almasıydı. Böyle bir kadronun bir günlüğüne, birkaç saatliğine yapacağı ziyaret, çok şeyleri değiştirebilirdi. Ne Şam çok uzakta, ne Tel-Aviv, ne de Filistin. Hele hele Türk hey''etinin bir de Kudüs ziyareti yapması hadisenin çehresini değiştirirdi. Evet, eskisi kadar pasif kalınmıyor ama dış politikamızda hâlâ o etliye sütlüye karışmayan kokmaz-bulaşmaz siyaset yapılan günlerin alışkanlığı büsbütün silinmiş de değil.
Eğer biraz daha cesur hareket edilebilseydi bugün barış zirvesi Kahire''de değil, Ankara''da olurdu. Bütün yapılacak telefon etmek veya mektup yazmak yerine bir saatlik bir uçuşa katlanmaktan ibaretti. Buna rağmen geçen hafta bir ara bahsi geçen zirvenin Ankara''da yapılacağı, Bill Clinton''ın da geleceği şayiası yayıldı. Tahakkuk etseydi Türkiye adına zafer olurdu. Şimdi bu zafer Mısır''ın. Bugün Mısır''da taraflar bir araya geliyor. Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı Ehud Barak bir masa etrafında toplanacaklar. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da orada oluyor. Daha önemlisi ise Bill Clonton''ın da zirveye katılması. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile hariciye vekili Amr Musa zaten ev sahipleri. Tarihî fırsatı kaçırdık. Küçücük çocuklar öldürülürken, taşa karşı tank yürürken, İsrail katliam yaparken Ankara''dan klişe laflarla taraflara itidal çağrısı yapılıyordu. Ne demişler "bîtaraf olan, bertaraf olur." Türkiye, hiç olmazsa zirveye gözlemci olarak katılabilseydi. Bu bile yapılmadı. İnsan "niçin?" diye düşündüğünde keder verici bir sonuç ortaya çıkıyor. Aynı ânda iki büyük dış politika meselesi ile uğraşılamıyor. Sanki şu Ermeni yalanının altında kalındı.
Peki, Kahire''de ne olacak, bir netice elde edilecek mi? Bu, Washington''un niyetine bağlı. Daha evvel barış gerçekleşmişti. Filistin, tam devletini ilân edecekken, Yahudiler, ırkçı Ariel Şaron eliyle Arapları kışkırtarak son planı cepheye sürdüler. İsrail, samimi değil.
Zirve bekleneni verebilir mi? Seçim sürecindeki ABD''nin misafir başkanı ne kadar müessir olur şüpheli ama inşallah.
Buna rağmen ya barış olacak veya kıyamet alametleri korkutmaya devam edecektir. Din kitapları kıyamete yakın Yemen taraflarında bir ateşin zuhur edeceğini yazar. Son Yahudi zulmünde daha evvel hiç görülmediği biçimde dünya Müslümanları ayağa kalktılar. En müthişi ise Yemen''de cereyan etti. Orada Amerikan gemilerine intikam saldırıları bile yapılıyordu. Arapların giderek savaşmayı öğrendikleri göze çarpmakta. İsrail''in teknolojisi istediği kadar üstün olsun. O, sonuçta bir insan denizinin ortasında. Bu çekilmez manzara devam ettikçe elindeki nüfusu da zor tutar.

