İslâm âlimleri, aklı ne yol gösterici saymış, ne de tesirini inkâr etmişlerdir. Onlara ait "bu işler, ne akılla olur, ne de büsbütün akılsız" sözü meşhurdur. Sense akla tanrısal fonksiyon yükleme işgüzarlığındasın. Halbuki aklın mutlak doğruyu bulma kabiliyeti yoktur. Onun için insan, vahiyle gelen ilâhî rehberliğe muhtaçtır. Önce Darwin dedin; yine diyorsun. Hazindir ki bunu da ''pozitif ilim'' diye sunmaktasın. İnsanı eni-konu felâkete sürükleyen teklife ''ilim'' denemez.
Artık o saplantına bir başka saplantıyı daha ekledin. Daha doğrusu o, Darwin nazariyesinden daha eski idi ama bir zaman için gölgelendi. Darwinizmin şamatası reenkarnasyonu arka plana itti. Veya şöyle de denebilir: Darwinizm''le reenkarnasyon, tahteravallinin iki ucundalar. Bir o, yukarı çıkıyor, bir diğeri. Şu günlerde yine reerkarnasyon konuşulmakta. Mubarek ramazan ayında îmânlar, kuvvetlenme arayışında iken kalblere şüphe tohumları serpilmekte. Dikkat edilirse hedef İslamiyettir. İçeriden ve dışarıdan gedikler açılmaya çalışılmakta... Reenkarnasyon''un ne olduğuna dair bilgi Rehber Ansiklopedisi''nde mevcut: Şöyle özetlenebilir: -Tenasüh, ölen bir kimsenin ruhunun insan veya hayvan başka bir bedene geçerek ona hayat verdiğine dair ileri sürülen iddianın adı. Tenasüh''e "reenkarnasyon" da denmektedir. Reenkarnasyon''un kelime anlamı ''ruh göçüdür''. Firavunlar zamanında, Budizim''le çok tanrılı dinlerde görülmüştür. Ruhun, insandan insana, insandan hayvana veya hayvandan insana veya bir cisimden başka bir cisme geçtiğine inanılır. Bu bâtıl inanç, Hindistan ve İran''da, Brahmanlarda, Dereziler, Kamatiler, İsmaililer denen bazı sapık fırkalarla bazı filozoflar arasında yaygındır. Hak dinler, reenkarnasyonu reddederler. Ruhun dünyada bir bedenden bir başka bedene geçtiğine inanmak îmânı ortadan kaldırır.
Ona inanan İslamiyete inanmamış olur... Reenkarnasyon/ruh göçü veya tenasüh kısaca bu. Özü netice itibariyle yüce Allah''ı peygamberliği, kitapları ve ahiret gününü inkâra dayanmaktadır. İtikadlarına nazaran iyi bir kimse öldüğünde ruhu bir başka kimsede yine insan olarak dünyaya gelmekte. Kötü biri ise kötülüğünün derecesine göre değişik hayvanlar şeklinde dönmekte. Ahiret, red edilmekte, buna karşılık ceza ve mükâfaat kavramları geliştirilmek istenmektedir. Şimdi bazı kimseler, telkine açık zayıf kimseleri hipnotizma ile uyutarak onların şuuraltlarındaki bir takım sıradan bilgileri uyku halinde kendisine söyleterek reenkarnasyonu isbata tevessül etmekte ve bazı müktesabatsız televizyoncuları da maksatları için kullanmaktalar. Halbuki uyuyan biri, rüyada da sayıklamaktadır. Rüyada sayıklamak, tenasüh veya reenkarnasyonu isbat eder mi? Zaten insan kader gibi ruh hakkında da tam bilgilendirilmemiştir. Aklın kaldırabileceği ve kaldıramayacağı ağırlıklar var; bu dahi onun şaşmaz yol gösterici olamayacağına delildir. Akademisyenliğini 1980 darbesine borçlu bazı öğretim üyeleri, hiç bir edeb endişesi taşımadan "kabirde yatan, peygamber de olsa kimseye bir faydası olamaz" derken aynı kesin tavrı reenkarnasyon cambazlarına karşı göstermekten imtina etmekteler. Evet, reenkarnasyonu reddetmekte fakat buna inanmanın insanı dinden çıkardığını söylemekten kaçınmaktalar. İşte ilim namusu.Halbuki böyle konuşan, kriteri pekâlâ bilmekte. Fakat bir hipnozcu kadar olsun inancına hürmet etmemektedirler. Oysa o ân binlerce kişi ekran başında şüphe içinde doğru bilgiye susamaktadır. Doğru bilgi emanettir. Sahip olmak, anlatmak ve inanmak herkese nasip olmaz. Sen bunlara değil, akla inanıyorsun. Tek ölçü aklı kabul edince, maceradan kurtulamıyorsun. Bir kere kendinden şüphe etsen; "ya hata ediyorsam?" bir diyebilsen, benden daha iyi bilen de vardır, gerçeğini kabul edebilsen....

