Türk basınının da dünya basını gibi olmasını ne kadar arzu ederdik.Hep bekledik, bir gün magazine sırt çevrilir diye. Tersi oldu. Magazin olmayanlar da hemen hemen magazinleşti. Sayfanın yarısını kaplayan harflerle manşetler atılıyor. Başka memleketlerde herhangi bir gazete bir sabah böyle çıksa dünya harbi patladı sanılır.
Oralarda gazete, gazete gibi çıkıyor.
Soğukkanlılık hakim.
Haber veriliyor, haber bağırılmıyor.
Eskiden sabahları büyük şehir caddelerinde çocuklar koştururlardı. Ellerinde bir demet gazete nefes nefese seğirten bu "müvezzi" çocuklar, "yazıyo, yazıyoo!..." sesleri ile yanınızdan hızla geçip giderlerdi. Hangi gazete, hangi ilgi çekici haberi vermişse onu duyururlardı. Şimdi eski yeşilçam filmleri dışında yoklar... Lüzum yok ki.
Bizzat gazetelerin kendileri manşetleri ile "müvezzilik" yapmaktalar. Basınımızın son çeyrek asır içinde takip ettiği seyre bakıldığında bir takım sevindirici gelişmeler görülüyor... Bir kere teknolojide harikalar kaydedildi.
Buna paralel olarak gazetelerin sayfaları çoğaldı. Artık onlar 6 sayfa değil, 60 sayfa...ama, o 6 sayfalık günlerdeki ağırlık hissedilmiyor. O devirlerde "gazete yazıyor" dendiğinde tartışma olduğu yerde dururdu. Kanaat, "gazete yazmışsa doğrudur, gazete demişse doğrudur..." şeklindeydi. Bugünün 60-70 sayfalık gazeteleri eskinin siyah beyaz, 12 sayfalık gazeteleri kadar ciddiye alınmamakta. "Az yapraklı" gazete döneminde gazete okunurdu. Zamanımızdaysa gazete seyirlik malzemedir. Beyne değil göze hitap ediyor. Okunmaktan çok dikkat çekmek hedef alınmış. Onun için koskocaman harflerle çıkıyor.
Denecek her şey bir söze bağlanmış. Bu sözler bazen sorumsuz.. Bazen kasıtlı... Bazen cahilce. Bazen mes''uliyetsizlik mahsulü. Kılı kırk yararak, habere konu olan insanların da şereflerini düşünerek manşet atan gazeteleri takdir etmek lazım.
Bir kısım manşet toplantıları savaş karargâhı gibi çalışıyor.
O gün atılan manşetle ertesi gün ya bir bakan veya bir iş adamının kellesi alınmak isteniyor. Tecrübe gibisi yok tabiî... Bu manşetler atıla atıla öyle hüner kazanıldı ki. Artık cumhurbaşkanlarının bile boynu manşetlerin altına uzatılıyor. Manşetler giyotin gibi.
Sürekli kelle düşürmekte. Maksat gazetecilik değil ki. Gazetecilikte ideal ve prensipler vardır. Onlar menfaat için böyle çalışırlar. İşin garibi üç gün sonra asılsız çıkacak manşet haberini baş yazar da ciddi ciddi yorumlar. Ah geri kalmış ülke...

