Medyada ne yazık ki hâlâ eski vurdu-kırdılı, o "komünist-faşist-gerici" suçlamalarının yaşandığı hava hakim.
Daha doğrusu bir kesimde hakim. Bu kesim kendini daha çağdaş, daha ilerici, daha batılı vs. sayar. Üstün ve övünmeye layık bulur. Kimseye fırsat vermeden övünür de... Ancak gerçek şu ki gazetesi, dergisi, interneti, radyo ve televizyonu ile bu meslektaşlarımız tuhaf bir bağnazlık içindedirler.. Onları bir sıfatla anmak istemiyoruz. Mevzubahis sıfatlar arkada kalmalı. Solcu-sağcı, ilerici-gerici, Müslüman-laik gibi tasniflerden çok çektik. Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu ülkede yaşayan herkes aynı büyük ailenin ferdleri. Demokrasi paydasında birleşiyorsak, tahammül yükünü de çekmeye razıyız demektir. Öne çıkartılması gerekenler aykırılıklar değil müşterek taraflar. Bu yakınlarda medya, üç mensubunu kaybetti, üçü de aksakaldı. Biri spor basınında usta, İslam Çupi. Diğeri fikirde zirve, Ahmet Kabaklı. Öbürü basın yöneticiliği ve medya teorisyenliğinde lider Nezih Demirkent... Adına sağcı, İslamcı, muhafazakâr, milliyetçi her ne derseniz deyiniz... Ki bunların hiç birini dememek lazım. En doğrusu Türk basınıdır... Gönlünüzce isimlendireceğiniz o medya, her üç kaybımızı da hakkıyla gördü. Haberler, birinci sayfadan çalışıldı, makaleler sütun sütun işlendi, televizyonlar, radyolar, internet layıkıyla değerlendirdi. Ama... İster laik, ister, solcu, ister, çağdaş ister başka bir şey deyiniz... Ki hiç birini dememek lazım... En doğrusu Türk basınıdır. İstediğiniz gibi isimlendireceğiniz bu medya İslam Çupi''yi, Nezih Demirkent''i yazdı. Fakat Ahmet Kabaklı''yı görmedi, işitmedi, tanımadı, hatırlamadı, öyle bir aydının bu topraklarda yaşadığını kabullenemedi. Bunları yaparken vicdanı sızlamadı. Meslek ahlakını umursamadı. Oysa Ahmet Kabaklı bu yokuşta 1957''den beri ter döken bir medya mensubudur. Medyanın matbuat olduğu günlerden beri sütun sahibidir. Cild cild eserleri vardır. Aynı zamanda bir edebiyat tarihçisidir. İsmi, hiç bir yolsuzluk, usulsüzlük ve suiistimale karışmamıştır. Mesleği şerefle temsil etmiş, mesleği yüceltenlerden olmuştur. Buna rağmen nâmevcut kabul edildi. Bazıları geçiştirmek kabilinden 40. sayfada 4 satır çiziştirdiler. Bazı eski sütun arkadaşları ise oralı bile olmadılar. Bu medyanın kronikleşmiş bir illetidir. Ve ne yazık ki övünen tarafımıza aittir. İlk kötü örneği yaşamıyoruz. Hep böyle geldi. Ancak böyle gitmemesi gerekir. Bunun için de medyada önderlik yapanların yol açmaları lazım.
Medya kurtlar gibi. Ya geçinemiyor, ya yok sayıyor veya en ufak fırsatta diğerine saldırıyor. Onun için anketlerde inanırlık derecesi en düşük grupların arasında yer alıyor. Her gün biraz daha magazinleşen, vefasız medya kendi kendine saygı göstermezse vatandaş neden ona sahip çıksın.
Dünyaya çeki-düzen verenler öylesine düzeltilmeye muhtaç ki... Övünmek kolay. Mesele gerçekten çağdaş dünyanın medyası ile kıyaslayıp kendi medyamızı bir yere oturtmak veya bir yere taşımak. Onlarla karşılaştırıldığında bizim basın çok zaman sadece yüz kızartır. Bütün ümitler gençlerde. İnşallah mektepliler, bir kısım alaylıların bu ayıplarını temizlerler. Tabiî şabloncu düşünen dinozorlardan imkân bulabilirlerse. Gençler, daha hoşgörülü, daha aydın ve daha yerli.

