Kaydet
a- | +A

Gazetecilik artık ikinci meslek değil, artık bir kısım meslek sahiplerinin öğleden sonraları meşgul olduklarıbir iş de değil.Bunlar çok geride kaldı. Gazetecilik, üç çağa ayrılır. Matbuat Çağı, Basın Çağı, Medya Çağı... İkinci meslek olarak kabul edilip yarım günlük mesailerle kotarılan günler, Matbuat Çağı''ndaydı. Bu telakki bıçakla kesilircesine ortadan kalkmayacağına göre bir zaman da Basın Çağı''nda devam etti. Sonra da modern gazetecilik başladı. Önceleri, Hukuk Fakülteleri''ne bağlı olarak Gazetecilik Enstitüleri açıldı, sonra Basın Çağı''nın sonu, Medya Çağı''nın başında İletişim Fakülteleri devreye girdi. Aradaki farkı şu kadarcık bilgi izah edebilir. Gazetecilik Enstitüleri, iki yıllık, İletişim Fakülteleri dört yıllıktır. Bir başka ifade ile Gazetecilik Enstitüleri, birer bilim dalı iken İletişim Fakülteleri, ilim şubeleri, disiplindir. Bu netice, aynı zamanda gazeteciliğin ilim olarak görüldüğünün de göstergesidir.

Hadisenin ekonomik boyutu da var. Gazeteciliğin birinci çağı ile ikinci çağının ilk döneminde gazeteciler, hayatlarını çok zor şartlarda devam ettiren insanlardı. Hiçbir sosyal hakları yoktu. Yapılan adeta çay-simit "zenaat"ı idi. Bu itibar kırıcı durumdan kurtulmanın kültürel, siyâsî meslekî bir çok sebebi var. İncelenmesi, üzerine tezler yazılması lazım. Ancak, bir "durum" var ki onu burada zikretmek, hakkı teslim olacaktır. Gazetecilik mesleğinde ücretlerin çağdaş standartlara kavuşması Güneri Cıvaoğlu''nun ''80''li yıllarda Güneş gazetesi yayın yönetmenliğine gelmesi ile olmuştur. Sayın Cıvaoğlu''nun yaptığı büyük hamle hâlâ hafızalardadır. Konu zengindir ve Türkiye''nin fikir tarihi ile iç içedir. Tâ Takvim-i Vekayi''lere, II. Mahmudlara kadar gider. Darbelere varır, ekran karartmalara, post modern sansürlere çıkar. Bunları bize Kenan Akın''ın "Medyatik Türkiye" ismindeki kitabı hatırlattı. Eser, bir serbest düşünce demeti. Katledilen gazetecilerin hatırasına ithaf edilen kitabın ön sözünde fevkalade tesbitler var.

"Türkiye''de gündemi tayin eden güçlerin başında basın yayın organları ve dolayısıyle, bağlı bulundukları sermayelerin geldiği inkâr edilemez bir gerçek. Fakat son yıllarda, özellikle liberal ekonominin benimsenmeye başlandığı 80''li yılların ikinci yarısından itibaren basın yayın kuruluşlarının, özetle medyanın, sorgulama, analiz yapma ve alternatif sunma işlevi konum değiştirerek, adeta gündemin birincil gücü durumuna geldi."

Sayın Akın, ilginç mevzulara temas etmiş. Onların isimleri bile bir takım tedailer yaptıracaktır: "Gazeteci her şeyi bilmek zorunda mı?", "Her yazar gazeteci değildir", "Gazetecilik, riskli bir meslek", "Medya ve serinkanlılık", "Stres ve Gazetecilik", "Medya ve kirlenme", "Kamu yararı mı, tiraj kavgası mı?", "Gazeteciler, maceraperest değildir", "Gazetecilik ve muhabir", "Emekli gazetecilerden yararlanmalıyız", "Bâb-ı âli birlik içinde olmalı", "Sansür deyip geçmeyin" ve benzeri yazılar. Mesela... "Gazeteci her şeyi bilmek zorunda mı?"

Bakınız Kenan Akın, buna ilişkin olarak ne diyor: "...Gazetecinin her şeyi bildiğini sananlar, büyük bir yanılgı içindedirler.....her şeyi bilen, her şeyi doğru olarak yorumladığına inanan bir gazeteci tipinin, Türk basınına musallat olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız." Sansürün elektrik gibi çarptığı bir vakitte görev yapmanın zorluklarını bilfiil yaşayan Akın''ın sansüre dair dedikleri de şöyle: "...Nereden gelirse gelsin ve ne biçimde olursa olsun ''sansür'' Türk basınının en büyük tehdidi........ Her şeyden önce sansürün çeşitli kılıklarla Türk basınına musallat olduğunu kabullenmemiz gerekir......ajans veya gazete sahibi, genel yayın yönetmeni ve yazıişleri müdürleri arasında yapılan telefon görüşmeleri veya teati edilen birkaç kelime ''görünmez sansür''ü hemen uygulatıveriyor." İşte basın hürriyeti, söz, hürriyeti, fikir hürriyeti... İşte meslekten bir kesit. Anadolu''nun uzak köşelerinden kalkıp gelip de gazete ve televizyonlarda "sahib-i selahiyet" olmak kolay değil. Bu kolay olmayanı gerçekleştirmede müessir faktörler bulunuyor.

"Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" derler. Bu tesbit doğru. Akınlar, ailece gazeteci. Eşi sayın Türkân Akın aynı zamanda Bâb-ı âli Magazin isminde aylık bir derginin sahibi. Kitaptaki yazıların bir çoğu bu dergide yayınlanmış. Yakından tanıyanlar bilir ki Kenan Akın''ın en büyük destekçisi aynı zamanda iyi bir anne olan Türkân hanımdır. Gündelik siyasetle isimlerin girmediği Medyatik Türkiye denemeleri, usta gazeteci Kenan Akın''ın mesleğe ilgi duyanlarla henüz başlayanlara önemli bir armağanıdır. Tekrar ön söze dönelim.... "Özellikle iletişim fakültelerinde okuyan gençlere, gazeteciliği meslek edinen basın emekçilerine ciddî açılımlar kazandıracak olan ''Medyatik Türkiye'', akademik olmayan ve günümüzle birebir örtüşen durum tesbiti niteliğinde bir çalışma." Çay simit "zennati"nden birinci güç olup olmadığı tartışmalarına gelmiş, herkesin hayatına girmiş, herkesi şu veya bu kadar yönlendiren bir meslek. Bu mesleğin ismi gazetecilik. Gazeteci de gazeteci, dergici de, radyocu da, televizyoncu da. İnsan, Sarı Basın Kartı taşımakla gazeteci olamaz. Gazeteci, sarı basın kartından önce vicdan sahibi olmalıdır. Vicdanın beslendiği kaynaksa ahlaktır. ............. *İsteme adresi: BİREY YAYINCILIK 0212-511 33 69-faks: 511 77 16