Kaydet
a- | +A

1951''e takılıp kalmanın mânâsı yok. Nazım Hikmet, komünist olmuşsa niçin olmuş? Biraz da bunu düşünmeli. Haksızlıklar, tek parti baskıları, insanları bâtılda hayat arama hatasına sevk etti. Hürriyetsizlik, kezzabın zemzem gibi görünmesine yol açtı. Kamplaşmalar ve meselelere kamp katılığında bakmanın faydası yok. Kemal Tahir de Nazım Hikmet''le birlikte aynı suçtan yattı. Birini kabul edip diğerini reddetmenin doğruluğu tartışılmalı. Hele kişileri soyları ile yargılamak hiç doğru değil. Aslı Polonyalı ise Nazım Hikmet ne yapsın? Sonra bu bir kabahat mi? Kemal Tahir''in bilahare yerlilik tarafının ağır bastığı öne sürülebilir. Muhakkak öyle. Ancak arkadaşı Zekeriya Sertel''in şairin son senelerini, pişmanlıklarını, hüsranlarını, anlatan kitabı da ayrı bir delil... Kayıp analarını bilirsiniz... Her cumartesi Galatasaray''a toplanıp izinde oldukları evlatları için gözyaşı dökerler. Nazım Hikmet için ister "mağdur" deyiniz isterseniz "hain". O''nu sevenler bir dolu. Bu bir dolu kitle kayıp analarına benziyorlar.

İsabetli veya isabetsiz. Davasını samimiyetle yaşamış bir insan. Cezasını da çekmiş. Memleketi terk etmesine gelince. Tehdit altındaki bir kişiye "bekle seni öldürsünler" demeye kimsenin hakkı yok. SSCB''ye kaçtıktan sonra dediği veya kendisine yakıştırılan laflara gelince. Öylesi itirazlar da artık bıkkınlık verdi. 50 yıldır bunları okuyup duruyoruz. Kabul edelim ki demiş. Dedikleri, kendini komünizm ütopyasına kaptırmış bir şairin fantezileri olarak görülemez mi? Herkes, kendi zamanının şartları içinde sorgulanmalı. Bir koca imparatorluk kaybedilmiş. Devrin münevverleri, çıkmazlarda, kafa sancıları içinde. Kimi batı diyor, kimi İslam, bazıları da komünizm. Tartışmalı adam, kurtuluşu bu sonuncuda arayanlardan. Kavgası sistemle. Bozuk düzenle.

Rusya''ya gittikten sonra hiç farkında olmadan bir de köprü görevi yapmış. Bizim Radyo konuşmaları öne çıkarıldığı gibi o da görülmeli. Orta Asya Türklüğü O''nun şiirleri vasıtası ile Türkiye Türkçesi''ne kavuşmuştur. Neticede bir ölü... Sevenleri ise çok. Sevenleri O''nun ziyan edildiği inancında. Türkiye''den kaçırılmasını hazmedemiyorlar. Üstüne varıldıkça devamlı gündemde kalacak. Dostları kadar muhalifleri de O''na hizmet etmekteler. Yasaklarla, tabularla, klişe düşüncelerle bir yere varılamıyor. "Kahrolsun komünistler", "komünistler Moskova''ya" slogancılığı bugüne yakışmaz... SSCB''nin iflası Nazım Hikmet''in dünya görüşünü zaten bitirdi. Üzerinde tartışılan konuya bakınız. Nazım Hikmet, Türk vatandaşlığına alınmalı mı, alınmamalı mı? Şayet bu yolla bir gündem sapması yaşamıyorsak bu gayet lüzumsuz bir münakaşadır. 12 Eylül''de birçok Marksist vatandaşlıktan tard edilmişti. Sonra onlar tekrar kabul edildiler. Sevenleri Nazım Hikmet''in mânevi mirasçısıdır. Ve kamuoyunun da hatırı sayılır bir parçasıdır. Onlar istiyorlarsa üzerinden yarım asrı aşkın bir zaman geçen bir hükümet tasarrufu bir başka hükümet tasarrufu ile kaldırılabilir. Nüfus kütüğündeki bir kaydın şekli Nazım Hikmetin şiirleri, tiyatroları, dünya görüşü vs üzerinde hiçbir değişiklik yapmayacaktır. Naaşının nakline gelince... Doğrusu tavsiye etmeyiz. Enver Paşa''da da aynı hata yaşandı. Halbuki Enver Paşa yattığı yerde daha fazla rağbet görüyordu. Nazım Hikmet Ran da VI. Sultan Mehmed Vahideddin de yerlerinde kalmalı. Ancak herkesin hakkı teslim edilmeli. Kim gibi, Necip Fazıl gibi... O da mahkûm öldü. Eğer Dr. Ayhan Songar''ın raporları olmasaydı Necip Fazıl Kısakürek, hapishane köşesinde can verecekti.

Sormak lazım... Biraz da ezbere, biraz da babadan kalma alışkanlıkla Nazım Hikmet muhalefeti yapan milliyetçiler, muhafazakârlar, sağcılar... O çok sevdiklerini iddia ettikleri Necip Fazıl''ın mahkûm olarak göçtüğünü biliyorlar mı? Bu cezanın da kalkması gerekmez mi... İşte hata burada... Problemler topyekûn ele alınmayıp "bizimkiler" ve "onlarınkiler" diye bakılıyor. Peyami Safa ile Nazım Hikmet çok kavga etmiş, kanlı bıçaklı olmuşlar...ama; muhteşem bir Türkçe ile. Onların biri şairimiz, biri romancımızdır. Savaşlar, rejim değişiklikleri, buhranlar beraberinde böyle bir netice getirmiş. Cemil Meriç de bir zamanlar Marksistti. Ömrü vefa etti O, dönüş yaptı. Diğerinin iç yanıklığını arkadaşları anlatıyorlar. Bugün toprak altında olanlar zaten ilahi adalet önündeler. Zerre kadar hayır da şer de karşılıksız kalmayan bir âlem orası. Kim ne derse desin. 2002''nin UNESCO tarafından Nazım Hikmet yılı ilân edilmesi herkesi memnun edecektir. O olsun ama 2004 Necip Fazıl yılı, 2006 da Yahya Kemal yılı kabul edilsin. Nazım Hikmet yolundakileri tebrik ediyoruz. Kucakladıkları bir isme sımsıkı sarıldılar. Sevmek böyle olur.