Kaydet
a- | +A

Zaman ne çabuk geçiyor. Necip Fazıl, sanki daha dün Hakk''ın rahmetine kavuşmuş gibi. Daha doğrusu öldüğüne inanamıyoruz. Cemiyete derinden tesir eden bir şahsiyetti. Bu tesiri tam 60 yıl sürdü. Necip Fazıl, şairdi, hikâye yazarı idi, senaristti, romancıydı, tiyatro yazarıydı, denemeciydi, fıkra muharriri idi, mütefekkirdi, öğretim üyesiydi, münekkîtti, hiciv ustasıydı, polemikçiydi, hatipti, politikacıydı, nâşirdi, dâvâ adamıydı, gönül adamıydı. Bu kadar hususiyeti nefsinde cem etmiş bir kalem, kelam, san''at erbabı elbette muasır ve müstakbel nesillere tesir eder. Hayata birlikte başladığı insanlarla daha sonra farklı taraflara düştüler. Yol çatısında karşılaştığı insan Abdülhakim Arvasî ismini taşıyordu. O, mağrur, kimseye baş eğmez delikanlı, bu zatın önünde kuzuya döndü. Kendisine büyük bir vecdle bağlandı. Muhabbeti son nefesine dek sürdü. Kaostan pırıl pırıl İslam akidesine yönelmesi akranı düşünce ve san''at erbabı tarafından ademe mahkûm edilmekle cezalandırıldı. Daha evvel yere-göğe sığdıramadıkları, "bir mısraı, bir millete şeref vermeye yeter" dedikleri arkadaşlarına kulplar taktılar. "Sabık şair", "süper mürşid"... gibi. Onlara göre Necip Fazıl Kısakürek''in İslam''la barışması san''atına yazık etmesi anlamına geliyordu. Onun için önce aşağılayıcı lakaplar taktılar. Sonra büsbütün yok saydılar. Aleyhte olsun hakkında herhangi bir şey yazmıyorlardı. Bakanlık kararıyla şiirleri okuma kitaplarından tasfiye edildi. 1943''ten itibaren Büyük Doğu mecmuasını çıkardı. Bu aynı zamanda bir mektep açılışı idi. Sütununda, mecmuasında, salon ve meydanlarda tek parti zihniyetine karşı sert bir mücadeleye girişti.

Konferanslar veriyordu. Doğu-batı, İslam-Hıristiyan, İslam-komünizm gibi mukayeseler yapıyor, Tanzimat''tan bu yana yaşanan aydın ihanetini en çarpıcı misallerle dile getiriyordu. Bu yüzden sık sık hapislere düştü. Fasılalarla yaşadığı mahkûmiyet müddeti takriben ömrünün onda birini tutar. "Zındandan Mehmed''e Mektup", "Cinnet Mustatili" gibi bir çok eserini hapishanede yazdı.

Tehditler aldı, dayanılmaz ölçüde maddî sıkıntılara düçar oldu. San''at-edebiyat, fikir dünyasından silinmeye çalışıldı ama O, inandıklarından zerrece sapmadı. Zulme de nankörlüğe de, anlayışsızlığa da tahammül etti. Konferans verdiği salonlar daha evvel görülmemiş biçimde hınca hınç dolmaya başladı. Dinleyicilerin ekseriyeti gençlerdi. Kendisini okuyanların, dinleyenlerin önünde binbir yeni pencere açıyordu. Atatürk, İnönü, Menderes, Demirel dönemlerini yaşadı. İsmet İnönü yüzünden hapse girdi. Menderes, nadir yetişen san''atkârı şartlar nisbetinde korudu. 27 Mayıs''ta içeri alındı. Eza-cefa gördü. Süleyman Demirel''le aşağı-yukarı hep kavgalı oldu. Erbakan''ı başta destekledi; bu yüzden daha sonra özür dileyeceği en aziz dostlarını incitti; fakat daha sonra yerden yere vurdu. Turgut Özal iktidarını görmedi. O öldüğünde Özal, Bülent Ulusu hükûmetinde başbakan yardımcısı idi. Ölümünden kısa bir süre sonra ANAP kuruldu ve hükûmeti aldı. Eğer bunu görseydi, anlatılmaz derece bahtiyar olurdu. "Büyük Doğu fikri iktidara geldi" diye yazardı. Fatih camiindeki cenazesine Turgut Özal da iştirak etti. Cenazesi de hadiseli oldu. 20 bin civarında cemaat vardı. Mevta bir gün bekletilseydi Anadolu''dan geleceklerle bu sayı üç katına çıkabilirdi. Eyüb Sultan Kabristanı''na defnedilecekti. Cemaat, merhumu omuzlarda taşıyarak götürmek istiyordu. Devir sıkıyönetim zamanıydı. Bu arzuya müsaade edilmedi. Çok kimse cop darbesi aldı.

Mahkûm olarak öldü. "Sultan Vahidüddin- Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu" isminde derleme bir eser kaleme almıştı. Bu kitap yüzünden cezaya çarptırıldı. Karar derecattan geçti. İnfaz raporlarla geciktirildi. Sonunda vefat ettiği için hapse konamadı. Halbuki bugün en muhalif medyada bile son padişah için "vatan haini" iddiası reddedilmekte. Erenköy''de kirada kaldığı ev kültür bakanlığı tarafından satın alınarak müze yapılabilirdi. ANAP bunu düşünemedi. Sonrakiler de düşünmediler. "Sabık şair" diyen eski arkadaşlarından bazıları, gidip hasta yatağında iken kendisinden af dilediler, bazıları ölümünden sonra hakkını teslim ettiler. Yahya Kemal, Yakup Kadri, Mehmed Akif, Ahmet Haşim''den bir sonraki nesildendi. Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar akranıydı. Batı tefekkürünü; bilhassa Fransız poetikası ile şair ve filozoflarını iyi tanırdı. Kabına sığmaz bir zekâya sahipti. Bulunduğu mekânın tek otoritesi O, olurdu.

Sevgili Peygamberimiz''e misilsiz bir aşkla bağlıydı. O''nun -aleyhisselam- hayatını "Esselam" ismiyle 63 levhada şiirleştirdi. Son zamanlarında hacca gitti. Sünnet üzre sakal bıraktı. Şık giyinirdi. Kıyafeti gibi sakalını da yakıştırdı. Yine son zamanlarında kitap gelirleri ile zekât verebildi. Bundan dolayı mesrur oldu.

Şiirlerinde hep hece veznine sadık kaldı. "Çile" ismindeki şiir kitabını mevzularına göre bölümlere ayırdı. "Şehir", "Kadın", Dâvâ", "Aşk"...gibi. "Sakarya Türküsü" benzeri bazı şiirleri dillere destan oldu. Türkçe''yi harikulade bir ustalıkla hem yazar hem konuşurdu. Bir kısım şiirlerini kendisi bizzat plağa okudu. Plak bilahare kasete aktarıldı. Eserlerinde isim olarak imzasını kullandı. O imza şimdi Eyüp Kabristan yokuşundaki mezarının duvarında. Ne demek istiyor? -İnsanın en büyük eseri budur mu diyor yoksa? Herhalde... İslâm âlimleri, "başlangıç mı, son mu?" diye sormuş ve cevabını da kendileri vermişlerdir:

-Elbette son.