Bir çağ değiştiyse insan da değişmemeli. Öncekiler, bir asır evvelinde kalmamalılar. Onlar unutulmamalı. Unutmak Rabb''ine kavuşmuş olanlara hiçbir ziyan vermez.
Kendimizi yoksullaştırmış oluruz. Köklerimizi yok ederiz, mazimizi bitiririz. Yoksa onlar kendi zamanlarını yaşadılar, görevlerini yaptılar ve gittiler.
Bir Mehmed Darende unutulamaz.... O, unutulursa melekler incinir.
Mehmed Darende, kış ortasında boy veren kardelen çiçeği gibi sessiz, alçakgönüllü başlayan bir hareketi ilk anlayanlardandı. İlk inananlardan. Zamanı gün saat, hafta içi-hafta sonu, mesai vakti, mesai sonrası diye ayırmayıp her saniyesi ile yekpare görüp hayata yeni adım atan üniversitelilere örnek olan altın kalbli bir adamdı. Yorulma nedir bilmezdi. Çalışkanlık kavramı, O''nun şahsında kendini isbat eder gibiydi. Mehmed Darende ağabeyi, takvimler ''70''li izler taşırken kaybettik. Kendine varolma sebebi saydığı ''kitap satışları''ndan birinde iken Adapazarı''nda bir arabanın çarpması ile gencecik yaşta vefat etti. Vadesi bir yolu karşıdan karşıya geçerken doldu. Şimdi Eyüp Sultan Mezarlığı''nda Kaşgarî Dergâhı''nın eteklerine sarınmış olarak uyuyor. Seyyîd Ahmed Arvasî''yi unutmak bir cemiyetin en büyük ayıbıdır. O unutulursa herkes unutulur. Tam bir dâvâ adamı idi. Mütefekkirdi. Kahramandı... Tezgâhında kumaş değil, insan gönlü dokuyor, beyinleri nakışlıyordu. Binlerce öğrenci yetiştirdi. Bilgi birikimi zengin, anlatma kabiliyeti yüksekti. Cild cild eserler verdi. Bu toprakların çocuklarını İslam''la buluşturmak biricik hedefiydi.
Siyasetçi değildi; lakin dünya görüşü sahibiydi. Dostları haberi bile olmadan O''nu MHP MKYK üyeliğine yazmışlar. Bir zaman sonra 12 Eylül darbesi olunca bütün MHP idarecileri gibi O''nu da alıp götürdüler. "Beni Mamak''ta demir kafeste teşhir ettiler" sözünü hiçbir zaman unutmadık. Ne yazık ki devrin sıkıyönetim adaleti tarafsızlık adı altında Türkiye''yi Rusya''nın peyki yapmak isteyenlerle onu engellemek için hayatları dahil varlarını-yoklarını ortaya koyanları bir saydı. Halbuki Ahmet Arvasî merhum, kızıl tehditler yüzünden aylarca Erenköyü''ndeki evinde mahsur kalmıştı. En son Türkiye Gazetesi''ndeki köşesinde "Hasbihal"ler yapıyordu... 1988''in son günü aramızdan ayrıldı. O, kabrine alışırken dahi gazetedeki yazıları on beş gün kadar devam etti. Ahmet Arvasî Beyi unutmak mümkün mü? "Edirnekapı"ya hiç gitmemiş gibi.... Ya Prof. Dr. İsmet Miroğlu? Eksikliğini her zaman hissediyoruz.... Kendini en çok Ramazan aylarında özlettiriyor. İsmet Miroğlu''suz teravih geceleri mahzun kaldı. Meclislerimiz O''nun gevrek kahkahaları ile neş''e bulurdu.
Kürsüsüyle, konferanslarıyla, yazılarıyla yeni nesiller üzerinde çalıştı. Küllenmek istenen bir tarihi yeniden gün yüzüne çıkarmaya uğraşanlardandı. Bir tarih şuurunun doğması için çırpınıyordu. İdealistti. Heyecanlıydı. Ufukları fethetme arzusundaydı. Kafası ve masası projelerle doluydu. Her şey bir hastalıkla değişti. Sonunda O da Eyüpsultan''ı mekân tuttu. Tepenin bir yanında Mehmed Darende, diğer yanında İsmet Miroğlu. Engin bir sükûtun içindeler. Kim bilir belki de ötelerde hazreti Halid''in sohbetindeler. Öncekiler, ne bu üçü ne sayacaklarımızdan ibaret
Daha kimler yok ki?
Mesela Tokmaktepe''de medfun Abdullah Diren. Erzurum''un bir yiğit evladı idi. Cömertliği ile tanınmıştı. Feragat sahibiydi. Sabırlıydı. Kitabı kapı kapı sevdirenlerdendi . O''nu da genç yaşta bir hastalık aldı götürdü. Prof Dr. Hasan Gürbüz Türkiye Gazetesi''nin ilk yazı işleri müdürüydü. O''nun yüzünü bir kere olsun asık göremezdiniz. Hasan Gürbüz ağabeye gülmek ne güzel yakışırdı. Son vazifesi Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörlüğü idi. Üniversiteye cami yaptırıyordu. Bu maksatla bir Cuma günü bir yere giderken içinde bulunduğu aracın trafik kazası geçirmesi sonucu civan yaşta aramızdan ayrıldı.
Üç yıl geçmiş... O kadar az bir zaman ki!.. Üç yıl, beş yıl, elli, yıl yüz yıl..., insana unutma hakkı vermez. İsimlerini zikr ettiklerimiz ve diğerleri... Onlar alp-erendi, akıncıydı, öncüydü.
Bir asırdan diğerine geçince her değer arkada kalmamalı. Hafızayı beşer nisyan ile malûl olsa da mecburiyetlerimiz var. Bunların başında vefa geliyor. Kadir kıymet bilmek geliyor. Unutmamak geliyor... Korkumuz o ki sadece ölülerimizi değil dirilerimizi de unutmaktayız.

