Türkiye tarihi günlerinden birini daha yaşıyor.
Türkiye, 10. Cumhurbaşkanını seçecek. Bu makam, Mete Han''dan Süleyman Demirel''e uzanan çizgide Türk devlet başkanlarının mirasıdır. Çankaya''ya oturacak zat, kendinden önceki yüzlerce Han, Hakan, Sultan ve Cumhurbaşkanı''nın varisidir. Devletler değişti, rejimler değişti, unvanlar değişti. Değişmeyen tek gerçek, millet oldu. Akıp giden zaman ırmağında Türk milleti hep yaşadı. Bu millet, devir ve şartlara göre başına yöneticiler seçti, biat etti, dolaylı veya dolaysız muvafakat verdi. O makam hiç bir zaman boş kalmadı. Oraya bir yabancı hükümdar oturmadı. Bugün saat 24.00''te Cumhurbaşkanlığına aday olma imkânı bitiyor.
Tartışılan kimin, aday olacağı ve... kimin nasıl seçileceği yönünde.
Bu iki suale takılınca da sürekli isimler ve taktikler konuşuluyor. Açıklar kollanıyor, fırsatlar değerlendiriliyor, ikna için kelimelerin en özenlisi kullanılıyor. Üzerinde durulup laf kalabalığına gelen aslında ikinci derecede konular: Meclis içinden mi olacak, meclis dışından mı, sivil mi, asker mi, sürpriz bir isim mi, üniversite çevresinden mi? Mânevî ağırlığı çok büyük olan bir makama zirve insanı seçiyoruz.
Kanun yapıcı, onun için anayasaya gizli oy şartı koymuş, bu sebeple partilerin bağlayıcı karar almasına cevaz vermemiş. Maksat, milletvekillerinin telkinlere, baskılara değil vicdanlarının sesine kulak vermeleri. Uzun zamandır üzerinde konuşulan 2000''e girdik.
Seçilecek Cumhurbaşkanının yeni çağın istediği nitelikte olması lazım.
Dünyayı tanıyan, dünya ile iç içe yaşayan, dünyayı yakından takip eden, dünya liderleri ile arkadaşlık yapabilen biri olmalı. Onlardan eksiği değil, fazlası olmalı. Ayrıca. İçeride de faal olması gerekiyor. Edirne''deki yoksuldan, Hâkkâri''deki hastadan haberdar olabilmeli. Vatandaşın derdi ile dertlenmeli. Mevzuat karşısında kendini çaresiz hissetmemeli.
Elini kolunu bağlayıp oturmamalı.
Tören Cumhurbaşkanı, protokoler Cumhurbaşkanı olmamalı. Lider yaradılışlı olmalı. Karizmatik olmalı. Ufuklu olmalı. Zorluklar karşısında beylik cümlelere sığınmamalı.
O makamın şerefi de vebali de büyüktür.
İmam-ı Azam''ı hatırlıyoruz. Kendisine teklif edilen görevi reddetmiş ve bu yüzden nice eziyetlere katlanmıştı. Üstelik o işin ehliydi.
Şimdi herkes kendini Cumhurbaşkanı olabilecek kapasitede görüyor.
Bir başka endişe de şu. Acaba, parti başkanları, başbakanlığı gölgeleyecek dinamik birini Cumhurbaşkanı seçtirirler mi, yoksa kendilerine tabi olacak adayı mı tercih ederler? Türkiye''ye Cumhurbaşkanı seçilecek Parti başkanları imtihan verecekler.... Türkiye, Cumhurbaşkanını değil, önderini seçmeli. Zaten bundan böyle pasif bir cumhurbaşkanını bizzat Çankaya hazmedemez.

