Devlet-i ali Osman''ın hanedanlıkla idaresi bir kusur muydu? Osmanlı devletinin dünya sahnesinde olduğu asırlarda bütün devletler, krallık, sultanlık, imparatorluktu. Yeryüzünde bugünkü kadar devlet de yoktu. 1789 İhtilalinden sonra gelişen millî devlet ve vatandaşlık mefhumları da mevcut değildi. Onun için Osmanlı, devrin cari sistemlerinden biri ile idare edilmekteydi. Zannedilenin aksine imparatorluk da değildi. Osmanlı devletinin muasırlarına baktığımızda Rusya, Almanya, Avusturya, İngiltere gibi memleketlerde hep hanedanlık rejimleri olduğunu görüyoruz. İspanya, Danimarka, İngiltere, İsveç, Japonya bugün de hanedanlığa sahiptir. Onlar da Osmanlının son yüzyılında olduğu gibi meşruti rejimlerdir. Osmanlı devlet hayatını şu dilimlere ayırabiliriz: Beylikler dönemi, cihan devleti, Tanzimat devri, demokratik zaman... Daha evvel sadece Venedik''te cumhuriyet rejimi vardır. Küçük ve nev''î şahsına münhasır ''sui generis'' bir devlet. Cumhuriyet rejimi, büyük çıkışını Fransız ihtilali ile yapmıştır. O da gidip gelmiş. Fransa bir imparatorluk olmuş, bir cumhuriyet. İnkıtalara uğramış, numaralara ayrılmıştır. Fransa''nın o kanlı ve maceralı yakın intikal dönemi ayrı tutulursa kaba bir hesaplama ile 1839 Tanzimat Fermanına kadar Avrupa''da da Cumhuriyet rejimi yoktur. 1789 Büyük Fransız İhtilali, o günkü bütün dünyada olduğu gibi Osmanlıda da fırtınalar koparmıştır. 1807''de III. Selim''in hall''i/darbe ile düşürülmesi, 1808''de hükümdarın selahiyetlerini tahdid eden Sened-i İttifak''ın ilânı, Yeniçeri Ocağının topa tutularak lağvı, 1839 Tanzimat, 1856 Islahat Fermanları ve nihayet 1293/1876 Anayasası ve demokratik hayat...
1876''da Bugünkü Çırağan Sarayı''nda Meclis-i Mebusan adıyla ilk parlamentomuz, Sultan II. Abdülhamid''in açış konuşması ile faaliyete başlamıştır. O günkü Kanun-ı Esasi/Anayasa ile bugünkü anayasaları mukayese ettiğinizde bir çok hükümlerin aynı olduğunu hayretle görürsünüz. Sultan bir zaman sonra teşrii hayatı/yasama işlerini askıya almak zorunda kalmıştır. Sebep "üniter devlet"i korumak. Bu döneme I. Meşrutiyet deniyor. 1908''de aynı padişah II. Meşrutiyeti ilân etmiştir. II. Meşrutiyet''in ilânı ile Devlet-i âli Osman plüralist/çok partili yönetime geçmiştir. II. Meşrutiyetten sonraki bütün karar ve sonuçların mes''ulü İttihad-ü Terakki iktidarlarıdır. Hükümdar bugün Cumhurbaşkanlarında olduğu gibi sadece birlik sembolüdür. Önüne gelen evrakı imzalar. Bu sisteme diğer bir ifade ile "taçlı demokrasi" denir. Meşruti veya taçlı demokratik hayatımızda da seçim kararları alınmış, erken seçimler olmuş, nutuklar atılmış, medya/matbuat, muvafık ve muhalifler diye ayrılmıştır. Bugünler gibi. Bu dönem, Abdülhamid''in son günlerini saymazsak V. Mehmed Reşad ve VI. Mehmed Vahideddin''in padişahlık günleridir. Bunlar, tarihi gerçeklerdir ve sosyal ilim tahsil etmiş fakülte mezunları tarafından bilinir... Onun için Başbakan Bülent Ecevit''in cumhuriyet bayramı kutlama mesajını hayretle okuduk. Ecevit, ezcümle şöyle diyor: "-Cumhuriyetle hanedan egemenliğinin yerini halk egemenliği, teokrasinin yerini laiklik, dikta rejiminin yerini demokrasi almıştır." Bunlar realiteyi tahrife dönük şanssız laflardır. Bugün cumhuriyet milletçe benimsediğimiz bir devlet modelidir. Keşke Cumhurbaşkanını halk seçse de hakîkaten "halk egemenliği" olsa. Cumhuriyetimizi demokrasi ile zenginleştirme çabasındayız. Hal böyle iken DSP Genel başkanının sözleri ancak teessüfle karşılanır. Beylikler ve klasik dönemde dahi Osmanlı''da dikta yoktur. Bugün bir hukuk devleti mücadelesi veriliyor. Osmanlı''da "şer''işerif" denen hukuktu. Onun benimsediği İslam hukukuydu. Ecevit''in teokratik rejim diye kötülediği işte odur. Cumhuriyet halimiz, Osmanlı mazimizdir. Cumhuriyet bugünümüz, Osmanlı, Selçuklu, Karahanlı ve daha ötesi dünümüzdür... Her devrin dünya şartları, sosyal şartları, iktisadi şartlar, ulaşım şartları, gündelik hayat şartları, devlet şartları farklıdır.
Cumhuriyeti övmek için Osmanlıyı karalamak çok bayat bir metod. Aynı zamanda çelişkidir. Bir taraftan Osmanlının 700. Yılını kutlayacak öbür taraftan da ağzınıza geleni sayacaksınız. Bakınız Ermeniler, Osmanlıya hakaretle kalmıyor devrin hesabını da bizden soruyorlar. Kabul etseniz de etmeseniz de Osmanlının torunlarısınız. Bundan kurtuluş yok. Ecevit, ilmen bir değeri olmayan o konuşmayı yaparken kendi geçmişini de bir düşünsün. Dedesinin "Mushafları Tedkik Cemiyeti Reisi"/Kur''an-ı kerim baskılarını inceleme komisyonu başkanı olduğunu herhalde bilir. Üstelik Cumhuriyeti kabul ve ilân eden vekiller de Meclis-i Meb''usan azalarıydı. Yeni bir intihab/seçim yapılmamıştı. İstanbul''un işgali üzerine milletvekilleri Ankara''ya geçerek TBMM çatısı altında toplandılar. Geçmişle kavgayı bir kenara bırakarak her devri kendi şartları içinde değerlendirelim. Biri kalkıp Ecevit''e niçin üniversite bitirmedin dese incitici olmaz mı? Bir genç neden bilgisayar değil de daktilo kullanıyorsun diye sorsa kırılmaz mı?
Üstelik oligarşik dikta ferdi diktadan daha beter. Hürriyetlerin kısıtlandığı her zaman ve zeminde dikta mevcuttur. Birikimden mahrum konuşmalarla bunlar örtülemez. Devlet-i ali Osman 623 yıl yaşadı. Bir Türk Cihan devleti idi. İftihar vesilemizdir. Kıyamete kadar gelecek bütün Türkler ve Müslümanlar da O''nunla övünecekler. Vazifesini yaptı, tarihteki yerini aldı. İnşallah Türkiye Cumhuriyeti de dünya durdukça büyüyerek devam eder. Gelecek nesillere iftihar edecekleri bir devlet bırakma borcu da bizlere düşüyor.

