Kaydet
a- | +A

Turgut Özal, elektrik mühendisiydi; Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptı. Süleyman Demirel, inşaat mühendisi; O da Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptı. İkisi de devirlerine göre izler bıraktılar; elle tutulup gözle görülebilen eserler. Barajlar, köprüler, yollar gibi. Özal''ın fikir hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti ve teşebbüs hürriyetine dair düşünceleri ayrı tutulursa bu iki sivil hükümet/devlet adamı daha ziyade medeniyet alanında verimli oldular. Son 30 yılda imzaları var. Bize öyle geliyor ki yeni bir dönem başlamakta: Mühendisler, hizmeti hukukçulara bırakıyorlar. Yahut da... Hukukçular görevi devralmaktalar. Görev elbette ülkeye ve ülke insanına hizmettir.

İki yıldır gündeme hukukçuların konuşma ve tasarruflarının damgasını vurduğu gözden kaçamaz. Önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer''in Anayasa Mahkemesi''nin 37. kuruluş yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşma. Sonra yeni Yargıtay Başkanı Sami Selçuk''un 1999/2000 Adli yılında Yargıtay''da dedikleri. Ve bu yıl. A. Necdet Sezer Cumhurbaşkanı seçildi; ardından da Cumhurbaşkanının kendisine uzatılan her evrakı imzalamak zorunda olmadığını fiilen gösterdi. Bu davranış, Türkiye''nin hukuk devleti olduğunu isbatlayan bir delil olarak tarihe geçti, ayaklar yere bastı öyle iddia edildiği gibi kriz de çıkmadı. Şimdi mesele, kendi zemininde konuşulacak. Sorumluluk şuuru arttı, objektiflik hatırlandı.

Ve yine bu yıl. Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, konferans ve açık oturumlarda dile getirdiği görüşlerini, 2000/2001 Adli Yılı dolayısıyla Yargıtay''daki törende 115 sayfalık konuşma metniyle aslında bir kitapçık ebadında ve yer yer aşırıya kaçan bir Türkçe ile sundu. Gerçi önceki Türkçe''si de böyleydi. Anlaşılıyor. Bir zümreye dahil edilme korkusu O''nu böyle bir yola itmekte. Sözlerinde Atatürk''e sıkça atıflar yapılması da aynı kaygıdan. Söylenenler yeni değil. Hem başkaları, hem de bizzat Sami Selçuk''un kendisi tarafından defalarca dile getirildi. Zaten ortaya koyduğu fikirlerin tamamına olduğu gibi katılacakların sayısı da fazla olmayabilir. Doğru... Lakin; mühim olan aydın namusudur. Yargıtay Başkanı, her şeyden evvel düşünen bir kişidir. O dosyalar arasında boğulmayı hukukçuluk için yeter görmüyor. Hukukçu, aynı zamanda ülkeye, dünyaya, hukuka, hukukun içinde değişik labirentlere ve insana dair fikir üretendir. Sami Selçuk da dünkü konuşmada AB, demokrasi, halk kavramı, düşünce hürriyeti, Türk Ceza Kanunu, 312/2. madde, Anayasa, laiklik, çoğulculuk, demokrasi... gibi müesseseler üzerinde durdu. Uygulamadan, dünyadan, fikir adamlarından misaller verdi. Vazifesini yapmış olmanın vicdan huzuru içinde olduğunu sanırız. Hakkı da. İnsanı tatmin edecek taraf da o. Böylece; bu aydın sorumluluğu ile doğrular ortaya çıkmaktadır. "Sami Selçuk''un konuşması" dedik; evet öyle. Yargıtay Başkanı olduğu için değil, Sami Selçuk olduğundan böyle konuşuyor. Yargıtay Başkanı Sami Selçuk olarak konuşması dikkatleri üzerine çekmekte. Serdettiği fikirler, tahlil edilecektir. Düşünmek ve düşündürmek ne güzel. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''in BM''de Milenyum Zirvesinde olduğu günlerde Yargıtay Başkanı Sami Selçuk da Yargıtay''daki kürsüdeydi. Aydınlık kazanacaktır. Hukukçular bu yolu açma çabasındalar.

Bırakınız insanlar -kim olursa olsun- düşünsün ve konuşsunlar.