Kaydet
a- | +A

Asırlardır hep aynı sancının rahatsızlığını yaşıyoruz. Hemen her olayın derinliğinde o sancı var; tepkilerle yönetilmek. Tepkiler, tepkilere yol açıyor, o da sancılara. Hareketlerle ihtiyaçlar, kendi tabiî mecraında gelişmiyor. Tepkiler onları şekillendiriyor. 1980 öncesindeki üniversitenin halini hatırlayanlar bilir. Başına buyruk müesseselerdi. 1961 Anayasası onlara tahminlerin fevkinde serbestlik vermişti. Üniversite, kavuştuğu bu imkânla kelimenin tam mânâsı ile şımardı. O şımarıklıkla gelişen başınabuyrukluk, sözde gençlik gerçekte ise marksist eylemlerini besledi. Üniversiteler, kendine gelir gibi olduğunda iş işten geçmiş, kontrol çoktan elden çıkmıştı. 1961 Anayasası neden böyle yapmıştı? DP İktidarına tepkiden dolayı. Bir iktidarın üniversite yönetim anlayışına isyanı ülkeyi 12 Eylül 1980 darbesine sürükledi. Binaenaleyh, 27 Mayıs 1960''ın da 12 Eylül 1980''in de esas müsebbibi üniversitedir. 2000''de yeniden üniversite krizi yaşıyoruz. 1961 Anayasası Demokrat Parti iktidarına duyduğu nefretten dolayı üniversiteleri layüsel hale getirdi. 1982 Anayasası ise benzer hallere bir daha düşmemek için üniversiteleri bir merkeze bağlama ihtiyacı duydu. İşte YÖK''ün kurulma hikâyesi. Re''sen bir ihtiyaçtan doğmadı. Savunma zarureti YÖK diye bir kuruluşa yol açtı.

Bir taraftan YÖK''ün aşırı merkeziyetçi murakabesi, diğer taraftan akademik kariyerlerin ehil olmayanlara sebil gibi dağıtılması, asistanlığın kaldırılması... Diğer taraftan özel üniversitelerin kurulması ile başlayan rekabet, devlet üniversitelerini ciddî anlamda sarstı. Sarsıntı daha da devam edecektir. Bugün YÖK adlı kurum Türk eğitim sistemine sadece ziyan vermektedir. Üniversitede huzur en fazla YÖK tasarruflarından dolayı bozuluyor. Sadece öğrenciler değil, onlardan ziyade öğretim üyeleri tedirgindir. Üniversite serbest araştırma ile gelişir. Bu serbestlik YÖK''e rağmen olmaz. YÖK''ün kaldırılması şart. Doğrusu üniversitelerin topyekûn özelleştirilmesidir. Öyle bir ortamda böyle bir teftiş ekibine ne hacet var? Rezalet sadece tek oy alan veya birinciye göre daha geride kalan adayın Köşk''e takdiminde değil. Birinci seçilenlerde de rahatsızlıklar yaşanıyor. Şimdilik dikkatler başka tarafa çevrildiğinden bunlar görülemiyor ama bazı şikâyetler, bize kadar ulaşmakta. Mesela Boğaziçi Üniversitesi''nde en çok oy alan adayın rektör olması durumunda bu seçkin eğitim yuvasının Rum nüfuzuna gireceği gibi dehşet verici bir iddia dile getiriliyor. Kısacası tepkiler tepkilere onlar da üniversitenin mahvına sebep olmuştur. Dün ihtiyaç olabilirdi. Bugün böyle bir ihtiyaç kalkmıştır. Onun için YÖK''ün ortadan kalkması lazım. Derin devletin bir parçası gibi laflara kulak asmamak lazım. Bunun yolu da Yeniçeri Ocağının bozulma dönemi misali devlete kafa tutar hale gelmiş YÖK ocağının başındaki adamı görevden almakla olur. Cumhurbaşkanı Sezer iyi bir başlangıç yaptı. Geri adım atarsa kendini riske sokar.. Yapacağı bugün maiyetindeki profesörleri tarikatçılıkla itham ederek gammazlamaya gelecek Prof. Kemal Gürüz''ü dinledikten sonra görevden alındığına dair tezkereyi eline tutuşturmaktır.. O''nu YÖK''ün başına Cumhurbaşkanlığı makamı getirmiştir. Bir kişiyi tayin eden merci, yerinden alabilir de.

Gürüz, 10. Cumhurbaşkanlığını hayal ediyordu. Cenab-ı Hak, Türkiyeyi korudu. Bu yüzden Sezer''i hakkını elinden alan adam olarak görmesi normaldir. Ahmet Necdet Sezer, önündeki engelleri kaldırmazsa sembolik kalmaktan öte gidemez. Kurtlarla dans ettiğini görmeli. Yarın 7 Yılı doldurmadan kaçırtmaya dahi girişirlerse kimse şaşırmasın. Gürüz, bu maksatla bir manivela olarak kullanılabilir.