Sırplar, dünyayı şaşırttı; sanıldı ki Yugoslavya Federasyonu''nda bir ihtilal yaşanıyor. Böyle sanılması da normaldi. Vojislav Koştunitsa''nın çağrısı üzerine yarım milyon Sırp, parlamento binasının önüne toplanmıştı. Seçimi kaybeden eli kanlı diktatör Slobodan Miloşeviç, mağlubiyeti hazmedemediğinden iktidarı devretmiyordu. Koştunitsa, bunun için halktan yardım istemişti. O, bu yardımı isterken şüphesiz ki sonucu kestiremiyordu. Halkın parlamentoyu basarak bir devre son vereceğini tahmin edemezdi. Kitle psikolojisi böyledir.
Su gibi, ateş gibi oynamaya gelmez. Bir başladı mı duracağı yer belli değildir. Koştunitsa, en nihayet göz dağı vermek istiyordu; halk, O''na iktidarı altın tepsi içinde sundu. İnsan selinin parlamentoya hücumla ateşe vermesi haklı olarak bir başka diktatörü hatırlattı. Romanya devlet başkanı Çavuşesku da böyle devrilmişti.
Sicilli diktatör, bir dış seyahatten henüz dönmüştü.
Dünyada hürriyet rüzgârları esiyordu. SSCB çökmüştü. Romanya benzeri bazı sosyalist peyklerin de ne zaman çökeceği merakla bekleniyordu. Çavuşesku, bu ortamda seyahatini yapmış, Bükreş''in en kalabalık meydanında milletine hitap ediyordu. Vatandaşları, alkışlarla kendisini dinlemekteydi. Her şey yaşlı bir kadının kalabalığın arasından "yalan söylüyorsun!" sözü ile tersine döndü. Bir kadın çığlığı bir zalimin sonunu getirdi.
Miloşeviç de öyle olmuş. Dediklerine göre çocuk sayılacak yaştaki bir delikanlının içeriye girme teşebbüsünün engellenmesi kitleyi galeyana getirmiş... Dünyayı da Koştunitsa''yı da Miloşeviç''i de şaşırtan olaylar bunun üzerine gelişti. Onların her üçü de yani; dünya, Koştunitsa ve Miloşeviç bir ihtilal yaşandığını sandılar. Bosna''da, Kosova''da nice zavallının kanına giren Sırp kasabı o şaşkınlıkla kaçtı, saklandı, iktidarı terk ettiğini ilân etti. Şu var ki burada etkileyici bir unsuru gözden kaçırmamak lazım. O da Yugoslav millî haber ajansı Tanyuk. Eğer bu haber ajansı, Vojislav Koştunitsa''yı tanıdığını ilân etmeseydi belki sonuç başka türlü olacaktı. İhtilal veya darbe. Her ne olursa olsun iletişimin tesiri gözardı edilemez. Evet; Yugoslavya''da ne yaşandı? İhtilal mi oldu, darbe mi?
Şimdi tartışılan bu. Tarihçiler, sosyologlar, siyasetçiler bundan böyle konuyu enine boyuna masaya yatıracaklar. Kitaplara girecek. Üzerine araştırmalar yapılacak. Galiba bir ihtilal değil de darbe yaşandı. Bizim meşhur Babıali baskınının daha geniş katılımlı bir benzeri. Peki fark ne? Eğer ihtilalde ayırt edici unsur harekâta halkın da iştiraki ise o fazlası ile yaşandı. Tek fark kan dökülmemesi mi? Belgrad sokaklarında kan yerine şarap aktı. Hayır bunlar değil. İhtilal bir topyekûn değişikliktir. Sırplarsa kısmî, nisbî ve mevziî değişikliğe gittiler.
Miloşeviç de üstüne üstlük yine siyasetin tam ortasında. Bir zaman sonra tekrar gücünü duyurabilir. Yerine gelen Vojislav Koştunitsa selefiyle esasta ayrı düşünmüyor. Miloşeviç''i savaş suçlusu dahi saymamakta.
Hal böyle iken AB, Yugoslavya''ya uygulanan müeyyideleri kaldırdı. Artık Sırpların önünde petrol ambargosu ve uçuş izni engeli yok.
Avrupa, I. Dünya Savaşı''nın çıkış sebebini unutmuş değil.

