Kaydet
a- | +A

Nereden bakarsanız bakınız. Hangi iyimserlik gözlüğünü takarsanız takınız... Neticede olay, yöneten ve yönetilen güç olarak karşınıza çıkıyor. Üçüncü dünyalılık yakanıza musallat olmuş, şifasız bir illet gibi bırakmamakta. Bir tarafın eziklik ve kompleksler psikolojisini, diğer tarafın kontrollü tepeden bakan tavrını görmezden gelmek mümkün mü? Hele hele borçluysanız, zayıfsınız. Bugünkü dünyada değerler para üzerine. Sadece insanlar için değil, ondan öte devletler bakımından para, daha da ön planda. Bir devlet, zenginse kuvvetli. Doğrusu sadece bugünün dünyasında değil, her devrin dünyasında bu bir değişmez ölçü. Onun için devletler ilan edilince ilk yapılan işlerden biri de para basmaktır. Şu var ki darphanede para basılması ile her şey bitmiyor. Asl olan o ''para''nın iştira, satın alma kabiliyetidir. Bir Amerikan dolarını 500 bine yakın Türk lirası sayarak temin edebiliyorsanız her şey ortadadır. Sizin bir liranız -maalesef- bir Amerikan lirasının beş yüz binde biridir... İktisaden böylesine sıkıntılı bir keyfiyeti iliklerinize kadar yaşarsanız ötesi şekli aşamaz. İstediğiniz kadar "tarihî gezi" deyiniz...40 bürokrat, 40 gazeteci ve 40 da yardımcı elemanla büyük ses çıkartarak bir gezi başlatınız. O ses, sizin duvarlarınızı aşamayacaktır. O ses, sadece Ankara politik çevreleri ile İstanbul''un medya kulislerinde yankı bulur.

Sebebi şu: Kendini beğenmişliklerini otokontrolle gizlemesini bilenlerin ülkesine aynı gün sizin Başbakanınız gibi birkaç devlet adamı daha gelmektedir. Onun için Washington açısından bu bir rutin ziyarettir. Washington''ın gündemi de kendine göredir. Önce Kıbrıs. Sonra Irak, daha sonra da kuzey Irak''ta bir Kürt devleti mes''elesi.

Bunların içinde onlara göre en mühimi Kıbrıs''tır. Beyazsaray''ın niyeti belli. Kıbrıs Harekâtını başlatan devlet adamı olarak Bülent Ecevit''e şunca yıldan sonra geri adım attırmak istiyorlar. Bizim dosyalar, gündemimiz, hatta deprem bile çok da dertleri değil. Hatta AB''ye girmemiz bile. Buna da kızmaya veya darılmaya hakkımız yok. Masanın öbür tarafındaki devlet, önce kendi menfaat ekseninde düşünecektir. Bu yüzden "ben de Amerikayı gördüm...ben de Beyazsaray''a girdim...ben de Clinton''la el sıkıştım ruh haline dayalı gizlenemeyen heyecanları yadırgıyoruz. Bu tavır, düpedüz üçüncü dünyalı insan tiplemesidir. Ve ne yazık ki günlerdir bu tipleme ve üslupla karşı karşıyayız. Peşinen böyle bir hava eserse Başbakanınıza randevu saati verilmez.

Amerikan medyasının görmediği bir ziyareti dertlere deva diye takdim etmek son derecede yanlış olmuştur. Her ne olursa olsun gerçekleri kabul zor. Şimdi kim istemezdi Bill Clinton tarafından havaalanında karşılanan itibarda olmayalım? İşte bu zor. Bu ağır, bu güç. Lütfen kabul edilmek. Lütfen görüşmek. Ve "ne kadar da büyütmüşsünüz" kabilinden dil altından yapılan uyarılar. Bu uyarılar üzerine "çıkartma" havasından çıkıp ayakların suya ermesi. Niçin? Yardım isteyen, destek isteyen, borcunun silinmesini isteyen, çözüm isteyen tarafız. Kendisi üçüncü dünyalı, parası itibarsız ve her alanda isteyen bir memleket. Bu manzarada iseniz futbol takımınız da resmî ekibiniz gibi karşılanır. Türk kafilesinin Washigton''da gördükleri ile Galatasaray''ın Londra''da karşılanışı arasında hiç mi benzerlik yok?. Galatasaray''ı da rakip takım Chelsea karşılamadı. İngiliz polisi futbolcularımızı rahatsızlık verecek şekilde aradı. Galatasaray''dan idman yapacağı saha için para talep ettiler. Bütün bu rezaletler, Chelsea yöneticilerine duyurulunca "belli ki rakbimiz kızmış; kızan takım iyi futbol oynar" diyerek bir de alenen alay ettiler. Eğer siz üçüncü dünyalıysanız... Gelişmiş dünya tarafından Washington''da da aynı muameleyi görürsünüz, Londra''da da. Devletlerarası münasebetlerde de aynı kahredici manzara ile karşılaşırsınız, futbolda da... Bütün dert, bütün illet... Üçüncü dünyalı olmaktan geliyor. Eğer üçüncü dünyalı iseniz, yabancı başkent ofislerinde odacılar bile size havalı bakarlar. Mes''ele yönetilen güç olmaktan çıkıp yöneten güç haline gelebilmekte.