Belli bir seviyeye varmış insanlar, en kızgın anlarında bile karşısındakine veya üçüncü şahsa kabul edemeyeceği bir itham veya haber için "bu doğru değil" der. Veya "iddialar gerçek dışı" diye itiraz eder. Yahut "bunlar hilafı hakîkat beyanlar" vari bir cümle kullanır. O kimseler, yekten "yalan söylüyorsun" demez. Diyemez. Aldığı terbiye, kültürü, kazandığı seviye buna engeldir. Bunlar bir misal. Siz, onları daha başka örneklerle çoğaltabilirsiniz. Sadece bizde değil, bütün dünyada bir avam ağzı, sokak ağzı bir de havas ağzı, seçkinlerin kullandığı dil vardır. "Seçkin" dediğimiz, devrine göre münevver, ârif, aydın, entelektüel adı verilen zümre. Asla ve asla "entel" değil. Avam ağzı, halk konuşmasından farklı.
O, halkın sade söyleyişi ile argo arasıdır. Argo ise Cemil Meriç''in tarifi ile kanundan kaçanların dili. Belki bu dediğimiz henüz edebi metinlere girmemiştir. Fiili durum böyle bir nüansı taşımakta. Dildeki bozulma sadece kelimelerin kaybı ile olmuyor. Müthiş bir konuşma yozlaşması yaşıyoruz. Bunlar televizyonlarda görüldüğü gibi gazete sütunlarında da var. Bazıları bu üslubu bilhassa seçmiş. Hiçbir sıkıntı duymadan öyle yazıyorlar. Söz uçar yazı kalır. Zamana emanet ettikleri berbat bir Türkçe. Onlarınki hakaret bile değil sövmekteler.. Şimdilerde köşe yazarları deniyor. Pek iç açıcı bir tarif değil. Buna rağmen genel ifadeye katılalım.. "Kanaat önderi" diye vasıflandırılan bu köşe yazarları, toplumu bilgilendiren insanlardır. Onlar, bilgiyi yalan-yanlış veremeyecekleri gibi ağız dolusu hakaretlerle de yazamazlar. Evlere girmiş, baş köşeyi almış; televizyonu herkes seyrediyor. Gazeteyi de herkes okumakta. Bir yazar nerede olduğunun, ne yaptığının şuurunda olmalı. İyilikler, iyiler, iyi örneklerle çoğalır. Kelimeler, üslubun yapı taşlarıdır. Elinde kalem tutan meslek erbabı, en kızgın ânında bile hırsına hakim olarak sorumluluğu gereği dikkatli yazmak zorundadır. Bu dediğimiz olması gereken. Lazım olan...ama ne yazık ki o hassasiyet kayboldu. Bunda herhalde şiirden, romandan, hikâyeden gelmemenin...bir edebi terbiye almamış olmanın payı büyük. Bu sebeple iletişim fakülteleri tedbir almak zorunda. Bugün gençler bu köşeleri okuyarak zor yazar olurlar. Sütunlar, sığ, basit ve bazıları küfür dolu.
Hem de bir kalem sahibi diğerine sövüyor. Denilenler doğru olabilir. Lakin kim paslı kaptan su içer. Kötü bir üslup inanma nisbetini de düşürüyor. Niçin...gazete yönetimleri sadece belli merkezlere aykırılık olmamasına dikkat eder? Üslup bozulması daha mı az tehlikeli. Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi bir RTÜK olmasın ama çığırından çıkanlara karşı da bir tedbir alsın.

