Bayram, soğuk ve kış... Yağmur yağıyor, kar yağıyor, yerler ıslak ve çamur. Caddelerden genç kızlar, orta yaşlı hanımlar, güngörmüş nineler geçiyor. Üstlerinde bir hırka bir etek. Üşüyorlar... Bazısında şemsiye bile yok. Başlarındaki örtü, eteklerinin uçları ıslak. Yanlarında kızları ile analar yürüyor, dile getirilmemiş mahcupluklar içinde, yüzlerinde yol yol sabır haritası. Otomobiller geçiyor önlerinden; içlerinde bir kişi, iki kişi, tekerlerden çamurlar saçılıyor. Bahar yüzlü gençler utangaç.
Titreyerek gidiyor ve bir otobüs sıcaklığını özleyerek duraklarda bekleşiyorlar. Hayat, genci, ihtiyarı ile bir dağ gibi çökmüş omuzlarına. Gençler, delikanlı hayaller içindeler. Yaşlılar hayallerini hayata kaptırmışlar. Evde yılgınlık, sokakta titreme... Binlerce, yüz binlerce yoksul bu vaziyette. Yine de dillerinde şükür, yine de şikâyetsiz, mütevekkil bayram etmeye çalışıyorlar.
Büyük şehirler, kırk odaya bölündü. Bir tarafta yoksulluk sınırlarının altına düşmüşler. Bir tarafta lüksün sınırlarını bir füzenin atmosferi delip geçmesine eş sür''atle yırtıp geçenler. Orta tabakadan üst tabakaya sıçrayabilenler başardı, diğerleri fakirleştiler. Orta sınıf fena sarsıldı. Cemiyeti ayakta tutan mermer sütun, bu orta tabaka idi. Zamlar, bitmez tükenmez vergiler, dövize endeksli kiralar, sonu gelmeyen enflasyon, onları canından bezdirdi.
Yüzde iki buçukluk vecibenin ifası ile her şey bitiyor mu? Zekât bir borcun edası, muhtaca hakkını teslim... Ya ondan ötesi? Cömertlik, ondan ötesinde başlıyor. Zekâtı ucu ucuna vermek!.. Bu da iyi, hiç vermemekten daha güzel, fakat cömertlik bu değil.
Demek ki...
Cömertliğin geliştirilmesi gerekiyor. Kaç türlü yol varsa onlar harekete geçirilerek cömertlik teşvik edilmeli. Cömertlik dayanışmanın harcıdır. Bütün mes''ele komşunun açlığından haberdar olmakta. Kaç kişi komşusunun halini biliyor? Bayramda olsun çalınmayan kapıların arkasında yaşananlar bilinebilir mi? Her gün hizmet veren insanlar kapıcı olarak görülüp unutulmuyor mu? Halbuki onlar da evdeki yardımcılar. İş yerindeki elemanları gibi. Nerde o misafirsiz sofraya oturmayan aile reisleri? Nerede vakıf insanlar? Nerede bütün mahalleye anne, öksüzlere, yetimlere baba olanlar? Kalbler, sevgi ile mayalanmalı. Vicdanlara merhamet aşılanmalı.
Varlıklıların israfı, yoksuların dertlerine derman olmaya yeter. Varlıklının saçıp-savurarak israf ettiği şeklen kendi malı olsa da kendinin değil. Onda fakir-fukaranın hakkı var. Cömertliğin geliştirilmesi, israfın önlenmesi lazım... Kimle, hangi kelime ve mefhumlarla? Bayram, soğuk ve kış... İnsanlar titriyor, dallardaki kuşlar gibi. Takvimler 2000''i gösterse de ne fark eder? Bir ana geçiyor önümüzden, kendi papucunun eskiliğini unutmuş, aklı, kızına alamadığı mantodan dolayı. Herkesin yüzü gülerse bayram, bayram olur. Kayak yapan, yurtdışı turuna çıkanlar gülebilir. Semt pazarı sonrasında atıklar arasından sağlam elma-portakal toplamaya çalışan kadın nasıl gülsün? Onlar, saatlerce akşamın çökmesini, pazarın bitmesini bekliyorlar. Bayram, bir bakıma da hesaplaşmadır.
Bayram, soğuk ve kış... Ve; -bir yazıdan sonra- başını elleri arasına almış düşünen insanlar. ** Bütün okuyucularımızın bayramını tebrik ediyoruz...

