Kaydet
a- | +A

Onlarla sadece komşu değil, din kardeşiyiz de. Üstelik bir de milletdaşımız olan Irak Türkmenleri var, çoğunluğu Kerkük ve çevresinde. Dahası Türklerin büyük çoğunlukla mensubu olduğu Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam-âzam Ebu Hanife de orada; Bağdat''ta. Her gün milyonlarca Türk''ün dilinde olan Abdülkadir-i Geylani, Cüneyd-i Bağdadi ve Bişr-i Hafi gibi daha niceleri oradalar. Bunlardan daha büyükleri de var. Hazreti Ali, hazreti Hüseyin gibi. Şair Fuzuli orada. Türk Şehîdliği orada. Saymakla bitmez. Irak müşterek kültürümüzü teşkil eden, âlim, veli şair, şehidlerle dolu. Kahramanlık türkülerimizdeki Genç Osman orada. Hani bıyığı terlemediği için sefere kabul edilmeyen bunun üzerine tarağını cebinden çıkartıp hızla üst dudağına sapladığı tasvir edilen ve maniaları "Allah, Allah!..." diyerek geçen delikanlı... Hepsi hepsi oradalar. Oralardan da burada bir çok eser, insan ve şöhret var. Her şeyden evvel Topkapı Sarayı''nın en güzel mekânlarından biri olan Bağdat Köşkü burada. Daha hayatının baharında iken 28 yaşında vefat eden IV. Murad Han''ın Bağdat''ı fethetmesi hatırasına yaptırdığı eser.

Divan şiirimizin üstadlarından Bağdatlı Ruhi, romantiklerden Ahmed Haşim gibi bazı ediplerimiz ora asıllı. Ömer Öztürkmen de öyle; soyisminden belli değil mi, Kerküklü. Deyimlerimiz aynı irfanla kaynaşmış. "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" sözü iki kere doğrudur. Elbette ana gibi can olamaz ve elbette Şatt''ül Arab''ın iki yakasına kurulu Bağdat mükemmeldir. Bağdat Demiryolu demişiz. Bağdat Caddesi demişiz. Bugün İstanbul''da haytaların şımardığı Bağdat Caddesi sadece birkaç kilometrelik lüks bir güzergâhtan ibaret değil. İstanbul''dan başlayıp bütün Anadolu''yu katederek Bağdat''a varır. O, bir asker sevkiyat yoludur. Bir çok yemeklerimiz oralardan gelme. Bir çok ağız tadı buralardan gitme. "Bağdat hurması" demez miyiz? O sarı kehribar renkli hurmaların üstüne yoktur. Bağdat''la İstanbul, İstanbul''la Üsküp, Bağdat''la Diyarbakır, Konya ile Şam, İstanbul''la Şam, Kudüs''le Amasya...iç içe. Saç örgüsü, gönül sızısı. İngiliz; müstevli; istilacı devletler "düveli muazzama" denen sömürgeciler, bu coğrafyayı tarihi, kültürel, coğrafi, demografik ve sosyolojik zarureti nazara almadan Harbi Umumi''den/ I. Dünya Savaşı''ndan sonra cetvellerle böldüler. Bir masa başı taksimatı. Batılıların tek nazara aldıkları keyfiyet petroldü. Bütün petrol kuyu, kaynak ve yataklarını kendilerine müstemleke yaptıkları ülkelerde bıraktılar. Bir imparatorluğun külleri arasından çıkmayan; tersine o imparatorluğun devamı olarak tarih sahnesine doğan Türkiye Cumhuriyeti hudutları dahilinde tek petrol kuyusu kalmamacasına. Daha sonra da karşılıklı olarak ders kitaplarında düşmanlıklar işlendi. Şu gün bile İslâm düşmanlığını âlenen yapmaya cesaret edemeyenler "Arap kültürü" diyorlar. İslamiyet''i aşağılamak için böyle bir hileli yolu kullanıyorlar.

Bu Irak''la bu Bağdat''la seneler sonra tekrar kucaklaştık. Bakanlarımız, gazetecilerimiz, iş adamlarımız gitti. Türk bayraklı uçaklar Bağdat havaalanına indi. Sıcak, sımsıcak duygularla karşılandılar. Bugün devlet adamlarımız tam olarak değil, şöyle kenarından kıyısından bakarak acı itiraflarda bulunuyorlar. Körfez Savaşı''ndan yararlanamamışız. Turgut Özal''ın istediği gibi asker Musul''a girseydi, daha mı fazla ziyan edecektik? Şimdi zararımız katbekat fazla. Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı malûm. Orada mefluç haldeyiz. Ya ticarette? Savaştan önce Türkiye dinamolarından biri Irak''a ihracattı. Bugün 7. sıradaymışız. Biz; biz her türlü taassubu bir yana bırakarak İpek Yolunu da, Bağdat demiryolunu da Medine demiryolunu da hayata geçirmeliyiz. Belgrad ve Viyana hattı batıya dönük işlerken bunlar da Orta Asya ve Ortadoğuya canlılık, dostluk ve kardeşlik getirmeli. Hatta Özal''ın o Barış Suyu Projesi tekrar hatırlanmalı. Büyümek için, büyük misyonlar yükleniniz. Tarih, coğrafya ve mensubu olduğumuz büyük medeniyet, bize vazgeçemeyeceğimiz misyonlar yüklemiş.