İnsanı güzelleştiren alçak gönüllülüktür, diğer adı ile tevazu. Mütevazı insan, ne kadar güzelse, kendini beğenmiş, kibirli de o kadar çirkin. Kula büyüklük yakışmaz ki tevazu göstermesin.
Elhak doğru. Ama neylersiniz ki insanoğlu, kendini büyük görmekle malul. Kibirden, kendini beğenmişlikten kurtulup da alçak gönüllülüğü tabiî bir hayat olarak yaşayan kişi o kadar az ki. Tevazudaki en son nokta secde halidir. Secde, faninin, mahlukun, mutlak baki, önündeki teslimiyetidir. Büyüklüğün ancak yüce Allah''a mahsus olduğunun arzıdır. Onun için secde sadece ve sadece Cenab-ı Hakka yapılır. O''dan gayrısına secde caiz değildir. Seccade, secde, mü''min... bir kültürün tamamlayıcı kelimeleridir. Mü''min namazda Rabbine secde eder. İşte o ân, kulun yaradana en yakın olduğu zamandır. Alçak gönüllülük, kişiyi kâinatın sahibine yaklaştırır. Bunları nereden düşündük. Bunlar, her zaman düşünülmesi gereken kıymetlerdir. Bir çok vesile ile de düşünülür. Dünse bambaşka bir sebeple düşündük... İhlas Holding merkez binasının hemen arkasında büyük bir inşaat var. Dün 15.00 sıralarıydı. Telefonla görüşürken bir taraftan da E-5''le havaalanı istikametine bakıyorduk. Bu gibi durumlarda bakışlar konuşma kontrollüdür. Zihin, olanca dikkatini konuşma konusuna teksif ettiğinden bakılsa da fazlaca bir şey görülmez. Dün de böyle idi. Lakin konuşmanın bir bölümünde inanılmaz üstünlükteki bir tablo ile karşılaştık.
Ve gördüklerimizi, bahsi keserek telefonun diğer ucunda bulunan zata da naklettik. Adeta bir naklen yayın yaşadık. Size de anlatalım. Bahsettiğimiz inşaatta bir vinç yükseliyor. O bildiğiniz vinçlerden. Sarı renli. Bir ucunda ağırlık, diğer tarafı malzeme kaldırmaya yarayan ve yatık çalışan bir elektrik direğini andıran devâsâ malûm âlet. Bir işçi, dün saat 15.00 sıralarında yerden tahminen 30 metre yükseklikteki o vincin ağırlık taşıyan bölümündeki küçücük düzlükte öğlen namazına durmuş rabbine secde ediyordu... Vinç, bir paydos sırasında yere paralel vaziyette sabitlenmişti. İşçi, kıyamda, rükuda ve secdede....namazını eda etmekteydi. Güneş haylice yakıyordu. Hararet o yükseklikte daha da fazlaydı. Yüksekliğe, mekânsızlığa, sıcağa rağmen bir kul huşû içinde namazdaydı. Bu idrakteki bir kardeşimizin namazdan sonra ümmeti Muhammed''e yani bizlere dua ettiğine de eminiz.. Neler düşünmedik ki!.. Resimlemek, kameraya almak. Yetişmezdi, vazgeçtik... Mükâfaatlandırmak... Ve; daha neler düşündük. O işçi belki bir Türk, belki bir Kürt, belki de bir Arnavut''tu.
Kalbimiz, onunla beraber atıyordu. Kurtuluşumuz belki de o işçinin duası ile. İnsanın alnının secedeye değmesi ne şanstır!.. Her şey tevazu ile başlıyor.

