Bir siyasetçinin bundan 6 yıl evvel yaptığı bir konuşmadan dolayı cezaya çarptırılması tartışılırken, şimdi de o kimsenin yakalanma krizi ile karşı karşıyayız. Bütün bunlar Avrupa Birliği''nin kapısındaki Türkiye''de yaşanmakta. Hem iki çift lafından dolayı insanlar mahkum oluyor, hem de böylesi teşhir ve terzil etme yolları tercih ediliyor. Yine şarklı tarafımız tuttu.
Mevzubahis kişinin Necmettin Erbakan veya bir başkası olması mühim değil. Konuşmanın muhtevasına katılmak, katılmamak da ayrı bahis.
O''nun bir sıfatı var:
Eski Başbakan...
Hakkındaki bütün karar ve tasarruflar dünyanın dikkatini çeker.
İMF Türkiye Masası Şefi ile takışmadan sonra bir de bu havadis.
İyi mi oldu? Hiç şık olmadı. İki bakımdan...
Erbakan cephesinden:
Evet, kanunun vatandaş olarak kendisine tanıdığı imkânları kullanabilir. Ancak bazı imkanlar vardır ki, insan onlara tenezzül etmez.
Eğer bir hesap-kitaba dayanmıyorsa bu yollara sapılmamalıydı. Şayet öyle bir hesap kitap varsa zaten fevkalade düşündürücü.
Dört ay hapse girmekle herşey bitmez.
Bu kadarcık zahmeti, ehliyeti, sıkıntıyı göze almayan nasıl olur da milletin önüne düşer? Her zaman Boğaz manzaralı lüks otelde yaşanmaz.
Bazen de kader böyle tecelli eder.
Adlî olgunluk yönünden... Hangi savcı yaptıysa yapsın işin içinde insanı huylandıran bir işgüzarlık tarafı var. Ne oluyor, yangından mal mı kaçırılmakta? Bir eski Başbakan nerelerde ki yakalama yoluna gidiliyor?
Savcıların yetki çatışması adlî hataya sebep olmuştur.
Bu hatalarla, ekonomiden, adliyeye uzayan bu hatalar zinciriyle Türkiye kaybediyor. Sanki kurşuna dizilecek biri varmış da o yakalanacak. Önü-sonu 4 ay ceza. Ceza küçük. Gürültüsü büyük.
Dünya, bize bakıp tebessüm ediyor.

