Herkes potansiyel suçlu olduğu gibi bakanlar, başbakanlar da potansiyel suçlu. Herkes hırsız, herkes ahlaksız, herkes cezalandırılmaya müstahak. Nedense şüphecilik herkeste iliklere işlemiş. Mührün geri alınmasıyla sadrazamın cellada teslimi bir olurmuş. Bir dakika evvel ikbal sahibi olan siyasetçi bir dakika sonra ya boğulur veya boynu vurulurdu.. Kim bilir nice zamanlardan beri sürüp gelen bir adet. O yüzdendir ki halk arasında en fazla geçen cümlelerden biri "sallandıracaksın" sözüdür. Pis bir kahvede kirli bir masanın etrafını çevirmiş bir takım adamlar, bir taraftan zar atar veya kâğıdı elinin tersiyle tahtaya vururken bir taraftan da bu sözü sarf ederler. Kirli-dumanlı malûm havada aynı zamanda memleket kurtarılmaktadır. Sallandırıp dururlar. Kimi? Evvela siyasileri sonra kafalarını kızdıranları. İttihat Terakki mahkemelerinde de İstiklal mahkemelerinde de meydanlar darağaçlarından sarkan ölülerle doluydu.
Eğer bir yerde genel müdür, müsteşar, bakan, başbakan, devlet başkanı en ağırından yüz kızartıcı suçlarla itham edilirse prensip olarak orada itimada şayan kimse kalmamış demektir. Kalmış olsaydı, öyle kimseleri iş başına getirmezlerdi. Komisyon, aklanma, kıyakçılık... diye birkaç kelime etrafında dönüp dolaşılıyor. Meseleyi, kökten ele almak lazım. Komisyonda irade ne kadar kendine ait? Anayasa Mahkemesi neden yüce divan olsun? Anayasa Mahkemesi bir ceza mahkemesi değil ki. Mesela Yargıtay ceza dairelerinden biri bu işi görebilir. Aslolan itimattır, itimatsızlık değil. Bizdeyse tersine. Şu son birkaç günün hadiselerine bir de kenara çekilerek bakınız. Bunları gören bir yabancının hangi hükme varacağı belli...
Başbakanlık yapmış siyasetçiler en ağır sözlerle birbirlerini suçluyorlar. Bakanlar öyle, komisyon üyeleri öyle... Bu durumda güven bunalımı çıkmaz da ne olur? Kabul edilemez olan, birbirlerini ağza alınmaz laflarla karalayanlar bir süre sonra kol kola girebiliyorlar. Komisyon savcılık değildir, meclis de mahkeme. Bakınız bu kadar gürültüden sonra her şey sineye çekilecek ve bir şey olmamış gibi davranılacaktır. Halbuki dokunulmazlık müessesesi günün ihtiyaçlarına cevap verecek tarzda yeniden tanzim edilse, ihtilaflar, zamanında ve daha kibarca çözülebilir. Bir meclis düşününüz ki hemen bütün önemli isimler töhmet altında. Suçlar, kusurlar bundan daha iyi gizlenemez. Herkesin suçlandığı yerde kimsenin yakasına yapışamazsınız. Herkes zanlı telakki edilemez. Adalet, suçluyu suçsuzdan ayırma ve suçluyu cezalandırma, suçsuzun masumluğunu tescil san''atıdır. Mesut Yılmaz, şeklen yüce divana sevk edilmiş esasta ise aklanmıştır. Bu dosya Yılmaz''ın en rahat savunma yapacağı tasarrufudur. Sıradandır. Kamuoyu bu dosyadan dolayı yapılan ithamlara itibar etmemektedir. Suçlanan işlemin altında Bülent Ecevit''in başbakan yardımcısı, Süleyman Demirel''in de Cumhurbaşkanı sıfatı ile imzası vardır. Üstelik suçlandığı konu nihayetinde yabancı sermayeyi Türkiye''ye çekmeye dönüktür. Kısacası lafla zaman öldürülmektedir. Bizde lafla zaman öldürülürken yanıbaşımızda Rusya tekrar imparatorluk rüyaları görmekte. Tekrar Türk cumhuriyetleri ile birlik olmanın yollarını aramakta. İnsanları harcamaktan zevk almayalım. Sistem öyle olmalı ki suç işleyen kendi prosedüründe hesabını versin. Onun için Anayasa Mahkemesi''ne istisnai fonksiyon yüklemeye gerek yok.

