Kaydet
a- | +A

Dün gazeteye gelmeden evvel bugünkü yazımızın ismi, ışıltıları ile zihnimizde kendini göstermeye başladı. Dün sabah, kahvaltı haberlerinde "basın özetleri"ne bakamamıştık. İnternete girme fırsatımız da olmamıştı. Bu sebeple dağarcık, gündem itibariyle boştu. Zihin, sürekli ne yazacağını araştırıyordu. Kiminle görüşsek, ne halde bulunsak, ne yapsak, ne söylesek ''ikinci kanal'' biteviye gündem arayışında idi. Mevzu, birden kendini haber verdi... "Zelzelenin dua boyutu." Dağınık düşünceler, mum etrafında dönen pervane gibi, kendi kozasını ören ipek böceği gibi soyut âlemde uçuşmaya başladılar. Böyle zamanlarda akla ilk gelen fikirle hareket edilmez. Daha başka ve daha isabetli konuların tesbitine çalışılır. Bununla beraber çok kere ilk fikir, makaleye vücut verir. Bu ruh yapısı içinde devâsâ medya binamıza geldik... Takım halindeki gazeteleri incelerken Zaman''ın manşet haberinin zihin gündemimizle paralellik gösterdiğini fark ettik: Manşet, "Sosyal fay uyarısı" dedikten sonra ilim adamlarından nakiller yapıyordu. Sosyolog Doç Dr. Nilüfer Narlı "Türk insanı tepki vermiyor. Burası çok tehlikeli. Bunun sonrası sosyal patlama." Psikolog Alanur Özalp "Korku ve çaresizlikten ileri gelen bir çaresizlik var. Bunlar patlama habercisi." Haberin tafsilatında dehşetli bir karamsarlık hakim. Aynı sosyolog ve psikologlar büyük içtimaî patlamaların vukubulabileceğine dikkat çekiyorlar. Onları buraya almak ve isim vermek istemiyoruz. Hani dua edilir ya "ağzından yel alsın" diye. O cinsten asla istenmeyen fiiller dile getiriliyor. İşte bu iyi değil... Bu memleketin insanları ilk defa bir zelzele geçirmiyor. Milletimiz, çilelere tahammülü ile tanınmışken şimdi mütehassıslar, telaffuzu bile ürpertici muhtemel sosyal vak''alardan bahs etmekteler. Halbuki bu millet, bu topraklarda büyük zelzeleler de yaşadı, seller de gördü, yangınlar da atlattı, ölümcül bulaşıcı hastalıklar da savdı... Bu musibetlere maruz kalanlar, ıstıraplarını pek de belli etmediler. Şikâyetlenmediler, sızlanmadılar, isyana kapılmadılar. Derin, müthiş ve güzel tevekküller içindeydiler. Kadere rıza halindeydiler. Bir taraftan dertleri aşmaya çalışırken, diğer yandan bir şey olmamış gibi renk vermeden hayatlarını idame ettiriyorlardı. Zira onları besleyen manevi kaynaklar sağlamdı. Günümüz insanında kişiden kişiye değişse dahi önemli bir mânevî boşluk hasıl olduğu inkârı mümkün olmayan bir hakîkattir. Mâneviyat temelleri zayıflayan toplumlarda beklenmedik zuhuratlar karşısında önce ferdî sonra sosyal depresyonlar başlar.

Mes''elenin ilahiyat çapı ihmal edilmiştir. Şu gün dahi ekranlardaki açık oturumlara bakınız. Herkes davet ediliyor ama bir güne birgün bir din adamı göremedik... ismi geçen sosyolog ve psikologlar doğru söylüyorlar. Her şey olabilir. Asıl felaket de o zaman başlar. Çünkü, deprem, zaten bunalmış insana ilave yıkım olmuştur. Böyle bir insanın Allahına sığınmasının ne demek olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Ona teselli verecek, onu hayata bağlayacak, azmini bileyecek bu sığınmadır. O sığınmanın adı da "dua..." Ne yapılan yardımlar, ne yöneticilerin nutukları, hiç bir şey kişinin Rabbine ilticası kadar teselli verici olamaz. Annesini, babasını,. kardeşini kaybetmiş veya evlatlarından olmuş birini, birilerini hangi ekonomik yardım iyileştirebilir? Yer gök dua üzerine; herkes duaya muhtaç. Her şey madde değildir. Sadece psikolog, sosyolog ve inşaat mühendisleri hatırlanmasın. Bu devlet, en fazla iki güce yatırım yapıyor Ordu ve Diyanet. İstifade edilmeyecekse din teşkilatına niçin bu kadar masraf yapılır? Realiteleri görmeli, din adamından istifade edilmelidir. Maksat, zarar görmüş vatandaşı her yola müracaatla eski hale iade olduğuna göre zelzelenin dua boyutu hatırlanmalıdır. Bir zelzele, bir yangın, bir selle yıkılan millet, harplere de dayanamaz...