Kaydet
a- | +A

Şimdiye kadar biz çok belediye başkanı gördük ama ekran karşısında hüngür hüngür ağlayan başkana ilk defa rastladık.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna''dan bahsettiğimi herhalde anlamışsınızdır.

Allah ağlatmasın ama bence ağlayan başkan, ağlamayan başkandan iyidir. Çünkü samimi gözyaşları duyarlı bir yüreğin göstergesidir. Başkanı ağlatan İstanbul''daki sokak çocuklarının hal-i pür melalleriydi. Başkan onların dramına yakından şahit olunca ilgisini arttırdı. Geçtiğimiz günlerde Belediye Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret AŞ''ye bağlı Gösteri Sanatları Merkezinde sokak çocukları için düzenlenen tiyatro gösterilerine katıldı. Sokak çocuklarıyla el ele resimleri gazetelerde yayınlandı. Bu şefkatli ilgi sevindirici bir durum.

Şimdilerde İstanbul''un cilalı yüzünü dünyaya tanıtmak için Amerikalı ünlü yıldızları film çevirmek üzere İstanbul''a davet etme girişimlerinde bulunduğunu öğrendiğimiz hassas Belediye Başkanımızdan İstanbul''lu vatandaş olarak bir ricam var. Fırsat buldukça resmi sıfatını ve makam arabasını bir yana bırakarak sade bir vatandaş gibi İstanbul''da dolaşması, sanki yarış arabaları gibi giden (bu yüzden çeşitli kazalara ve şikayetlere sebep olan) otobüslere binmesi...

Bu şehir olağanüstü hızlı temposu ve karmaşıklığıyla sadece gençlerin yaşayabileceği bir şehir midir?

Özürlüler ve yaşlılar ne yapsın? Mevcut sistem ve düzen onların şehirde rahat rahat dolaşmalarını engelliyor.

Radikal gazetesinde kendisiyle yapılan bir mülakatta kamu binalarının ve caddelerin özürlüler (buna yaşlıları da ilave etmek gerekir) düşünülmeden tasarlandığını söyleyen Ortopedik Özürlüler Federasyonu Başkanı İsmet Gökçek, İETT tarafından tahsis edilen özürlü araçlarının da sembolik olduğunu ileri sürerek şöyle yakınıyor: "Bu araçların hiçbirini özürlüler kullanamıyor. Görme özürlüler için 600 merkezde trafik ışıklarına yerleştirilen sinyalizasyonlar da gürültü nedeniyle sökülüyor."

Kaldırımların yüksekliği ve taşların düzensiz yerleştirimi de çocuk felci sebebiyle sakat kalanların ve yaşlıların ısrarlı şikayetlerine sebep oluyor. Oto galerilerinin ve iş yerlerinin yürüme alanlarını işgali de ayrı bir dert tabii... Güçlüler ve paralılar her yere egemen. Sade vatandaş ne yazık ki kaldırımlarına bile sahip çıkamıyor.

Altyapı ve trafik sorunu çözülmeden en merkezi yerlere şehrin tarihi dokusu ve perspektifi dikkate alınmadan gökdelenler dikiliyor. Her gökdelen, binlerce araba demek; zaten trafik karmaşasında boğulacak hale gelen halkın daha bir köşeye sıkışması demek. Bunları düşünen yok. Sanki her şey "altta kalanın canı çıksın" zihniyetine dayalı...

İstanbul''un sorunları aslında saymakla bitmiyor. Gazete eklerinde vatandaşların şikayetlerine ne dereceye kadar çözüm bulunuyor, bilemiyorum. Bildiğim Etiler Narin Sitesi durağının yolcuları ve semt halkının onca şikayetine (benim de bu konuda iki kere yazmama rağmen) ilgililerden hiç ses çıkmadığı...

Belediyeciler ve şehirde yaşama bilincine erişmiş vatandaşlar el ele verseler (bu arada Başkan''da halkla kolkola güleç resimler çektirse), İstanbul''u yaşanabilir hale getirmek için sağlıklı projeler üretseler. Özürlüler ve yaşlılar da dahil herkes İstanbul''da, dünyanın bu en güzel ve anlamlı şehrinde yaşamanın keyfini çıkarsa... Sonradan gelenler vatandaşlık bilinci içinde nemelazımcı, yıkıcı ve bozguncu olmasa.. Yerli halk bırakıp kaçmasa, şehrine sahip çıkmak için mücadele etse...

Ne dersiniz?.. Olmayacak rüya mı?