Gazeteleri karıştırırken öğrendim; Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac hırslı bir politikacı görüntüsü altında gerçek bir sanatsevermiş. Öyle ki, nadir bir Afrika maskesini veya Çin heykelciğini yakından görmek için uçağa atlayıp Londra''ya gidermiş. Önümüzdeki günlerde Yeni Gine''den gelen Papua sergisini görmek için birkaç saatliğine Marsilya''ya uçacakmış... Bunları okuyunca içim bir tuhaf oldu. Bir sergi için Paris''e uçmak, bir özgün oyun için Çin''e yollanmak; dünyanın neresinde olursa olsun güzelliklerin peşinde koşmak benim sürekli hayallerimin arasındadır. Şimdi, Fransa Cumhurbaşkanıyla aşık mı atmağa kalkıyorsun, diyeceksiniz. Elbette bunu kastetmiyorum. Ama zevk için, sanat için, ufukları genişletmek için kuşlar gibi oradan oraya uçma arzularımı hiç kaybetmiyorum, bunları kim gerçekleştirirse onu kıskanıyorum. Şimdilik bu hayallerimi gerçekleştirmek için fırsat bulamıyorum ama hayalen nerelere gitmiyorum ki... Üstelik bahar geldi ya, bilinçaltımda "Bahar geldi beyim, evde durulmaz" plağı döndükçe döner. Nasuh Mahruki''nin gezginlik üstüne yazılarını daha bir hevesle okurum. Onun anlattığı şekilde Zanzibar''ın dar sokaklarında kaybolmak, Alaska''nın muhteşem doğasına aşık olmak, Himalayaların muazzam boyutlarına hayran kalmak, Endonezya''da, Afrika''da, Avustralya''da bambaşka kültürlerden gelen ama dünyayı benzer efsaneler ve söylencelerle anan ve aynı sevecenlikle kavramış olan yerli halklarla iletişim kurmak, Patagonya''da deniz aslanlarını, deniz fillerini yakından görmek ne büyük bir zevktir, anlamağa (daha doğrusu fikren yaşamağa) çalışırım... Evet, bahar beni kabıma sığdırmaz; dolar taşarım. Serde sanatkarlık olduğundan birdenbire bastıran yeni ilhamlar cümbüşü içinde sersem sepelek dolanırken kendi kendime değişik, hoş (daha çok muzip) bir şeyler yapmayı tasarlarım. Mesela Jacgues Chirac''ın sanat düşkünlüğünü öğrendim ya, yeni Cumhurbaşkanımızın karşısına çıkıp ona sadece Paris''in modern müzesi Beaubourg''u gezip gezmediğini, yazarlar veya diğer sanatçılar arasında dostu olup olmadığını; hayatı boyunca kahkaha atıp atmadığını, içinde hâlâ uçurtma uçurma hevesi taşıyıp taşımadığını sormak isterim. Ya da gülmeyen hükümet adamları toplantısının en ağır konuların tartışıldığı bir anında fotoğraf makinesiyle içeri girip: "Çekiyorum, lütfen gülümser misiniz?" demek... "Bahardır, ne yapsa mazereti vardır" hoşgörüsünün ardına sığınarak daha neler yapmayı tasarlarım bilir misiniz? Saymakla bitmez... Bu halime bir de şu sıralarda aynı hizaya gelen gezegenlerin etkisini ekleyin. Gerisini siz tasavvur edin... Bu halin ciddi veya ağırbaşlı olmakla ilgisi yok. Siz de, evet siz de her zamankinden farklı olarak neler yapmak, kimlere neler sormak veya söylemek istersiniz?.. Bir düşünün!
Yedi İklim Dergisi: Yedi İklim Dergisi, Mart sayısını geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz değerli şair ve fikir adamı Akif İnan''a ayırmış. Dergide İnan hakkında birbirinden değerli ve anlamlı yazılar var. Arif Ay''ın kelimelerle çizdiği Akif İnan Portresinden ilgi çekici bir kesit: "Sesinin tınısında Anadolu''nun dağı, ovası, suyu, bir de turnaları vardı. Yüreği Harran güneşi; sıfır altında da olsanız, hiç üşütmez sizi. Upuzun bir yazdır dostluğu, arkadaşlığı. Hasmıyla da geçinir gider; olgun çocuk, iyimser adam. Adaşı Mehmet Akif Ersoy''un Urfacalısı. Necip Fazıl''ın şarklısı. Bundandır az yazması. Sezai Karakoç''un dışa dönüğü: Birinin partisi oldu, ötekinin sendikası. Şark çıbanının izinden çok, şarkın çilesi belirgindi yüzünde. Anadolu boğuluyor gibi öksürürdü. Gibisi çok fazla. Fiziği yerel, sesi yerli, ülküsü en evrensel." Yazışma Adresi: Halitağa Cad. No:18/A, Kadıköy/İst.
Tel: 0216 346 65 78

