Kaydet
a- | +A

Geçen hafta ancak yarısına kadar izleyebildiğim, "Şok kaset" konusunu işleyen açık oturum, 32. Gün''ün en tatsız programlarından biriydi. Hemen hemen her tartışma programında olduğu gibi karşısındakinin görüşlerine, fikirlerine saygı duymayan; sadece kendi fikirlerinin şaşmaz doğru olduğuna inanan konuşmacılar, birbirlerini neredeyse yok sayarak, birbirlerine hakaret ederek tek taraflı konuşma tutumunu sürdürdüler. Dediğim gibi ancak yarısına kadar dinleyebilme tahammülü gösterdim. Meğer ikinci yarıda kıyamet kopmuş!.. Çeşitli TV kanallarında tekrar tekrar ekrana getirilen can alıcı sahneler herkesin malumu... Şimdiye kadar kafa karıştırmaktan öteye bir işe yaramayan, dinlemesini ve tartışmasını bilmeyen konuşmacıların sürdürdüğü nice açık oturumlar gördük. Ama galiba en başarısızı, en kalitesiz olanı, "açık oturum"dan başka her şeye benzeyeni sonuncusuydu. Ardından oluşan eleştiri ve kınama furyası bunun bir göstergesi. Radikal''de Mehmet Y. Yılmaz, "Sayın tartışmacı, beni dinlesene ulan!" başlıklı yazısında tartışma kültürsüzlüğümüzden bahisle şöyle diyor: "En basit fikir ayrılığı bile insanların bir anda birbirlerine hakaret etmelerine sebep olabiliyor. Beğenmediğimiz bir fikirle karşılaştığımız ilk tepkimiz o fikrin arkasındaki düşüncenin ne olduğunu anlamaya çalışmak yerine, sen zaten bilmem nesin diye hakaret etmek oluyor. Birbirimize saygı göstermeyi bile bilmiyoruz." Efendim, günaydın! Birbirimizi etiketleyerek dar kalıplara itmek... Yaşadığımız (daha doğrusu yaşamaya mahkum edildiğimiz) kaosun temel sebebi bu değil mi? Yıllardır aynı sebeple birbirimize aldırış etmeyişimizin, birbirimize yaşama hakkı tanımayışımızın, birbirimizi dinlemeyişimizin, birbirimizi küçümseyişin acısını yaşamıyor muyuz? Yıllardır, "Bizdendir", "Bizden değildir" anlayışıyla çekilen duvarlar güzelim memleketin güzelim insanlarını hasım gibi birbirinden ayırmadı mı? Gençliği birbirine düşürmedi mi? Üniversite çatısı altında fikir ayrılıkları yüzünden taşlı, sopalı kavgalara girişen gençlere, biz, birbirine karşı tahammülsüz büyükler örnek teşkil etmedik mi?

Lafa geldi mi "demokrasi" ve "insan hakları" üstüne ağzından bal damlatanlar, kendileri gibi düşünmeyenlere antidemokratik davranmadılar mı? Özellikle entelektüel kesimde (ne yazık ki) herkes, herkese kapalı. Herkes, herkese karşı katı. Onun için şu veya bu şekilde yargısız infazlar sorumsuzca ve insafsızca sürüp gidiyor. Hayatlar söndürülüyor, onurlar kırılıyor. Oysa demokratik terbiyenin ana kuralı; "Ben, böyle düşünüyorum ama bir de sizi dinleyelim" değil mi? "Ne ekersen, onu biçersin!" demiş atalar. Saygısızlık ekiyoruz, saygısızlık biçiyoruz. Maalesef biz, bunu hep yapıyoruz!..